Anda olanları kavramak

Anda olanları kavramak… Düşünürseniz her şeyin anda olduğunu kavrarsınız. Mermi anda çarpar… Kalp anda durur. Ölüm anda gelir. Kaza anda vuku bulur. Ya düşünceler… Anı takipte ne kadar marifetlidir? Pek de mahir sayılmaz doğrusu! Anı algılamakta bile yetersizdir. Ancak göğsündeki kanı gördüğünde vurulduğunu anlar… Eğer zaman kalırsa!

Kesitsel düşünceden ziyade sürekliliği kavramaya eğilimlidir insanoğlu… Vurulduğunu anladığında bile hayat devam edecektir sanki. Keşke devam etse! Yakın arkadaşımızın eşi miyom ameliyatı için girdiği ameliyattan sonra odasına alınır. Odada yalnızdır. Eşi odaya geldiğinde bembeyaz, solgun bir ten görür. Örtüyü kaldırır. Yatak kan gölüdür. Yoğun bakıma alırlar kadını. Henüz 40 yaşındadır. Gelecekle ilgili sayısız planları vardır. Yoğun bakıma girip te doktora sorduğumda “dissemine intravasküler koagülopati” olduğunu öğrenirim. Kan kaybından dolayı damarları pıhtıyla dolmuştur. Kan asiditesi tamamen bozulmuştur. Ölüm kaçınılmazdır. Oysa anı kavramakta yetersiz olan ben yapılacak ortak eylemleri düşünedurmakta, sevgili arkadaşımızın ölümünü kavrayamamaktayımdır… “Neden ölsün ki?” Sorum genç doktor da “Hocam nasıl anlamazsınız?!” dercesine bakan gözlerle şu basit cevabı verir; “Bu pH hayatla bağdaşmaz!”…

Bir başkasında; televizyonda çok ilgimi çeken bir programı izlerken ters bir duruş (postür) içinde iken sağ kürek kemiğimdeki kaslardan birisi anda gücünü kaybetmiş ve aylarca kolumu kaldıramaz olmuştum. Olay anda gelişmiş ben ise meseleyi kavramakta aylarca güçlük çekmiştim Bazıları buna inkâr dese de ben beynin anı kavramaktaki yetersizliği diyorum. Organın çalışma temposu doğal olayların temposundan düşük ve onun gerisinde kalmaktadır. Bunun açık ispatı uyandırılmış potansiyellerdir. Niteliğe bağlı olmak koşulu ile uyarı verildikten uzunca bir zaman sonra beyin cevap vermekte ve bu hal EEG ile kayıt edilebilmektedir. Bu gecikme bazen dakikaları bulabilmektedir. Hatta bence kimi zaman günleri…

Anı anında kavrasaydık ne olurdu? Bu güzel soru için epey bir düşünmek zorunda kaldığımı itiraf edeyim. Sürekli kendi fizyolojik reaksiyonlarını işleyen birer mekanizma olurduk herhalde. Bu durumda tek çözüm kalıyor; anı önceden kestirmek ve tedbir almak. İşte insan olmak bu olsa gerek. Öteki türlüsü sürekli olayları geriden takip etmektir ki, pek gurur duyulacak bir hal olmasa gerekir.

Aslında birçok psikolojik ve felsefi mesele bu yalın fizyolojik gerçeğin abartılmasından ibaretmiş gibi gelir bana…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.