Baba olmak

Baba olmak… Ana olmaktan zordur babalık. Öyle sanıyorum ki ana olmak genlerin desteği ile standart yani evrensel ve doğal bir hal iken babalık kültürel boyutu ağırlıkta bir sanat. Yani ana olmak doğuştan bilinir ama baba olmak sonradan öğrenilir. Mesela psikiyatri hekimlik pratiğinde baba hakkında sorgularken dede hakkında bilgi almak muhakkak gerekir. Çocuğun gözünde baba bir rol ve işlev makinasıdır. Dağ gibi sırtını yaslarsın. Eve para getiren odur. Savaşır. Korur. Hastalarımdan aldığım izlenime göre, ana-baba-çocuk üçgeninde özelikle baba ile iletişim sorunları ön planda geliyor. Kişilik bozuklukları ile babayla ilişki de aşırı mesafe hissi arasında ilişki olduğunu gözlemişimdir. Öte yandan aşırı samimiyet de tehlikeli duruyor. Özellikle çocuklarda cinsel sorunlara yol açabiliyor. Yine mesela muhtelif yeme bozukluklarından sorumlu tutulduğunu da okuyorum. Sonra da babanın ana ile ilişkisi izleniyor, (monitorize ediliyor). Anaya şiddet uyguluyorsa kötü, uygulamıyorsa iyidir baba. Akıllı analar baba hakkında olumsuz söz etmekten geri duruyor. Çocukta zaten var olan iletişim beklentisinin ağırlığını daha da fazla artırmadıkları için akıllı buluyorum o anaları… Boşanmış annelerde bu hassasiyet daha da büyük önem taşıyor. İletişimden sonra ikinci sorun babaların çocuklardan başarı beklentisi yani çıtanın yüksekliği ciddi sorun gibi duruyor. “Shine” filmini hatırlayın… Genç adam babasının gözüne giremiyor ve sonunda psikoza giriyordu ya, işte o film. Bu noktada babanın çocukta var olan potansiyeli sevgiyle ve teşvikle canlı tutması gerektiğine inanırım. Mesela çocuğa ilgi alanına uygun bir hediye almanın kıymeti paha biçilmez oluyor. Balık merakı olan çocuğa “Seni anlıyorum” dercesine alnına ve sessizce odasına koyulan küçük bir akvaryum mesela, ne kadar etkileyici değil mi? Kim bilir geleceğin önemli bir su ürünleri bilimcisinin ilk anısı oluverir o küçük hediyecik. Ya da geleceğin edebiyatçısı için alınmış kitaplar ve kitaplıklar… Sevgili kızımda birebir etkisini gördüğüm hamlelerdir. Demek, önemli olanın babaların değil, çocukların başarı algısını referans almak olduğunu vurgulamak isterim. Bir başka noktaya daha değinmeden geçemeyeceğim; bence ideal baba çocuğunu her zaman ciddiye alan babadır. Zira çocuklar nadiren espri yaparlar. Kendi oğluma daha o 4-5 yaşında iken uslu durmadığı bir anda söylediğim; “Genç erkek gurunu kırmak istemem!” Sözünün yarattığı etkiyi hiç unutamıyorum. Anında ciddiyetini takınmış ve yaramazlığa son vermişti. Çocuğa yönelik şiddet ise affedilmez bir kusurdur. Karşılıksız da bırakılmaz. Hiç bir çocuk kendisine şiddet uygulayan babayı sevmez, öyle bir babanın saygı ve sevgi beklentisi nafiledir. Yine öyle bir çocuk babayı asla ödüllendirmek istemez. Hiç bir gerçek başarıya da imza atamaz. Atsa bile mutlu olmaz, olamaz. Kısacası, baba olmak en az ana olmak kadar önemlidir. Ve ana işlevini görmekten daha da zordur zira öğrenmeyi yani eforu gerektirir. Daha da öteye gitmek gerekirse baba insana adalet duygusunu verir, hele bir de kardeş varsa o duygu daha bir önem taşır, demokratik ilişki biçimini, ahlakı, vicdanı öğretir. Bazen de, ne yazık ki, kaybedildiğinde kıymeti anlaşılan şeydir baba. Allah kimseye baba bedduası yaşatmasın. Ama baba ocağının sıcaklığını sürekli hissettirsin şu soğuk dünyada…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.