Beyin

Beyin… Beyin hakkında temel bazı bilgilere sahip olmadan psikiyatriyi anlamak imkansızdır. O nedenle en basit haliyle ve bilindiği kadarıyla beyinden söz etmek istiyorum. Yüz milyar civarında sinir hücresinden oluşur. Her bir sinir diğer 200 ila 200.000 arasında değişen sayıda sinirle bağlantı kurabilir. Her bir bağlantı noktasına sinaps adı verilir. Sinirden sinire ileti sinaps noktalarında gerçekleşir. Bu değişik aracılar yolu ile olur. Psikiyatride daha ziyade bir sinirden diğerine geçişte rolü olan kimyasal maddeler önem taşır. Böyle kimyasal maddelere nörotransmitter denir. Serotonin ve dopamin, bunlardan sadece birkaçıdır. Sıradan bir bilgisayarla kıyaslanamayacak büyüklükte, hatta devasa bir bilgi-işlem ağı ile karşı karşıya olduğumuzu hemen anlayabiliyoruz. Ayrıca günümüz bilgisayarlarından çok farklı birçok özelliğe sahip olduğunu biliyoruz. Sinaps sayısının ve bağlantı gücünün duruma göre devamlı değişebilir olması bunlardan sadece birkaçıdır. Hemen ifade etmeliyim ki, tüm bu ve daha fazlası bilgiyi ilk okuduğum kitap “sibernetik” adlı bir kitaptı ve yazarı Prof. Dr. Ayhan Songar idi. Salt bu yüzden kendisine minnet duyarım. Nur içinde yatsın. Tekrar konuya dönmek istiyorum. Sinir işleyişi, genel olarak, uyarılma ve baskılanma arasında geçen bir süreçten ibarettir. Bu bir denge içinde sürer gider. Uyarılmayı tetikleyen ana nörotransmitter Glutamat adını alır. Bastırma işi ise GABA ile ilintilidir. Demek her şey temelde bu iki kimyasal yapı arasındaki balansla ilişkilidir. Peki, depresyonla ilintili serotonin, norepinefrin, şizofreni ile ilintili dopamin vs. diğer kimyasallar ne yapar? Dengeyi sabit tutmak için bazen GABA, bazen Glutamat lehine iş görürler. Psikiyatrik hastalıklarla nörotransmitter etkinlikleri ve miktarları arasında, ilişki vardır. Etkinlik dedim de, onu biraz açmak isterim. Her nörotransmitter kendine özgü bir protein molekülüne bağlanarak iş görür. Bu proteinlere alıcı anlamında reseptör denir. Etkinlik bu reseptörlerin sayısı ile ilintilidir. Reseptör sayısı arttıkça etkinlik artmakta, azaldıkça azalmaktadır. Tekrar denge-hastalık meselesine dönecek olursak, hangi hastalıkta hangi kimyasal ne aşamada nasıl rol alır sorusunun oldukça dinamik açıklamalara ihtiyaç duyduğunu tahmin edersiniz. Bu dinamizmi ortaya koyacak en uygun teknik EEG ve benzeri, elektrofizyolojik tekniklerdir. İzole sinir dokusundan tutun, hayvandan insana dek tüm yapılarda bu teknik kullanılarak hangi hastalıkta hangi kimyasal nasıl rol alır? Ve bu bilgi ışığında hangi hastalığa nasıl çare bulunur sorularına yanıt araştırılır. Biliyorum biraz sıkıcı bir yazı oldu ama bunları ve hatta çok daha fazlasını bilmeden de hayatı anlamak mümkün olmuyor. Eğer hali hazırda o kıvamda iseniz doğru yolda gitmektesiniz demektir.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.