Bilinç ve Bilinçli Olmak Nedir?

(Z. Soner Dinç, Felsefe, Yüksek Lisans)

Bilinç kavramı belki de gündelik hayatımızda en sık kullandığımız birkaç kavramdan biridir. Bugün artık psikolojinin (ve psikiyatrinin) asli bir kavramı olmakla birlikte, aynı zamanda felsefenin bir alt dalı olan epistemoloji için de önemli bir kavramdır bilinç. ‘Bilgi’ ile arasındaki etimolojik kökensel ortaklığı ‘bilmek’ kökünden gelmektedir ve öncelikle kurucu olması itibarıyla bilme haliyle birlikte oluşan bir durumdur bilinç. İngilizcenin klasik sözlüklerinden olan Oxford sözlüğüne göre bilinç, bir kişinin bir şey hakkındaki farkındalığı ya da algısı demektir. Cambridge sözlüğüne göre ise herhangi bir durumu anlama ve gerçekleştirme halinin kendisine bilinç denmektedir.

Etimolojik olarak (herhangi bir) kelimenin kökeninin izini sürmek, kavramın tanımının adeta kendiliğinden ve yeniden bu kökende yer alan kavramlarla birlikte oluşması açısından önemlidir, her etimolojik soruşturma yorumlarla birlikte yeni tanımlamalar oluşturabilmeyi de sağlar. Bilincin İngilizce karşılığı ‘consciousness’tır ve 16.yüzyıla değin dayanacak kadar eski bir biçimde kelime Latince kökenlidir. Latincede -con- “birlikte” anlamındayken –scio- ise “bilmek” anlamına gelmektedir ve bunun sonucunda ‘vicdan’ anlamındaki ‘conscience’ kelimesi oluşmaktadır. Hakeza ‘conscious’ bilinçlilik için kullanılmaktadır ve bilinç ile birlikte vicdan sözcüğünden de izler taşımaktadır.

Böylece kavramı oluşturan iki ayrı kelimenin anlamını birleştirdiğimiz zaman “birlikte bilmek, ortak olarak bilgiye sahip olmak” gibi anlamlar çıkmaktadır karşımıza ve bilinç kavramının anlamının, yalnızca tek bir kişiye bağlı olmamasını göstermesi bakımından son derece önemli bir arka plandır bu. Bilinç hali, kendisinden bağımsız olarak düşünmemizin eksik olacağı vicdan sözcüğüyle birlikte, kelimenin yapı taşlarından da berrak bir biçimde görülebileceği üzere, birden fazla kişiyle, birlikte eyleyerek olabilecek bir durumdur, bir birlikte idrak halidir diyebiliriz.

Genellikle bilinç-lilik hali için bireysel bir düzlemde, sadece ve sadece bilgili olma erdeminin yeterli olabileceği gibi bir izlenim, bir yaygın yanlış kanı olarak vardır. Ancak kelimenin oluşum tarihindeki kökeniyle birlikte düşündüğümüz zaman, bunun tam olarak yalnızca öyle olmadığını söyleyebiliriz. Zira her bilgili kişi her zaman bir bilinç halini de bilgileriyle birlikte taşıyamıyor, her ikisini eş zamanlı olarak kullanabilme beceresine haiz olamıyor. Elbette bilinç için belli bir derecede bilgi ve insani yetenekler gerekmektedir, bunun aksi zaten ciddi bir argüman da olmayacaktır. Bununla birlikte, unutmamak gerekir ki bilinç kavramının içerisinde ‘vicdan’ kavramı da kökensel olarak gömülü bir durumda mevcuttur ve bilinç halinin oluşması için adeta bir zemin oluşturmaktadır diyebiliriz. O halde bilinç için, başka akılsal özneler ile birlikte, pratik halinde vicdanlı bir bilginin uygulanışıdır dersek, herhalde bu çok yanlış bir tanımlama olmayacaktır. Kelimenin kökeninin izini sürmek, böylesi alternatif bir tanımın ortaya çıkması için iyi bir rota çizmektedir. Örneğin, yalnızca bilginin ve sadece aklın sınırlarında kalırsak, kitlesel olarak insanları imha etmeye sebep olacak bir silah üretmenin kendisi, muazzam bir teknoloji hamlesi, çok önemli bir başarı olarak görülebilir. Ancak bilgiyle birlikte vicdan yetisi de devreye girdiği zaman, gelişmelere ve yeni hamlelere, insanın merkezinde olduğu, bu yeniliğin tür olarak insanlığa ne gibi yeni durumlar oluşturabileceği gibi etik sorular gündeme gelecektir. Aklın ve bilginin istismar edilerek insanlık karşısında bir tehlike durumunun önüne geçilmesini sağlayabilecek insani güç vicdanın içinde, onun sayesinde olasıdır. Bu anlamda bilinç, her zaman vicdan kelimesiyle de birlikte düşünülmelidir. Bu ikisiyle doğrudan ilintili olarak ‘entelektüel ahlak’ –buna ‘aydın’ olma hali de diyebiliriz- da buradan kendisine kaynaklar bulmaktadır.

Şimdi ise “birlikte bilme” haliyle bilinç arasındaki ilişkiyi ele alalım: Tanımı itibarıyla birliktelik, beraber bilme durumu, başka öznelere, başka akıllara ihtiyaç duymaktadır. 17.yüzyılın İngiliz klasik politika filozoflarından Thomas Hobbes ünlü kitabı Leviathan’da bir bilinçlilik tanımı yapmaktadır. Hobbes’a göre iki ya da daha fazla kişi bir ve aynı olguyu bir diğerine aynı şekilde iletirse, ortada bir bilinçli olma hali olduğu söylenir. Yine İngiliz düşünce dünyasındaki ‘common sense’ olarak kalıplaşan ve sağduyu ya da aklıselim gibi anlamlara gelen ünlü deyişin kökeninin de yine buralarda olduğunu hatırlamakta fayda vardır. Bilinç birden çok kişiye işaret ettiği zaman, toplumsal alanın içerisinde olup biten bir praksis dünyasına işaret eder. Denmek istenen, bir kişi yalnızca bir kişi olarak ne kadar geniş bir alanda, eşsiz bilgilere sahip olursa olsun, bir birliktelik, bir ‘common sense’ hali olmaksızın, bu bilgilerin pratik halindeki toplumsal dünyaya dair karşılıklarının oluşması son derece güçtür. 20.yüzyılın sembolik aydınlarından olan felsefeci Jean Paul Sartre belki de tarif edilmek istenen durumun somutlanmış halidir. Bilinç ve bilinçlilik kavramlarını, bilgili olma haliyle vicdan yetisiyle birlikte kesiştirerek, bir entelektüel sorumlulukla toplumsal alandaki çeşitli konulara her zaman müdahil olmuştur o. Böylece ‘bilinç’ kelimesini tüm anlamlarıyla kapsamıştır.

Felsefe tarihinde de beden ve zihin arasındaki bağlantının nasıl kurulduğuna dair olan kadim tartışmada da, bilinç kavramı adeta bir anlamıyla mihenk taşı durumundadır. Bugün artık psikoloji ve nöroloji alanının çalışmalarının da konusu olan bu alan, 16. ve 17.yüzyılda felsefecilerin ilgisinin yoğunlaştığı bir alan durumundaydı ve işin içinden kolay bir biçimde çıkmak da, o günün teknolojik imkân ve bilgi düzeyleri pek kolay değildi. Buldukları kavram bilinç ile bir bağlantının olduğu ve beden ile zihin arasındaki bağlantının öyle kurulduğu şeklindeydi. Bilinç, beden ve zihin arasında bir anlamıyla koordinasyon sağlıyordu.

Bu koordinasyon 21.yüzyılın insanı olarak bizler için de önemli görünmektedir. Zira insan ne yalnızca bedeninden ne de yalnızca zihinsel yetilerinden oluşmakta, bu iki insani durumların birbirleriyle uyumlulukları olağan bir hayat için gerekmektedir. Kişinin başta kendisini, sonra ise içinde yaşadığı toplumsal yapıyı idrak ederek bir bilinç durumuna yükseltmesi, şuur sahibi bir özne olabilmesi, bilgi ile ahlakın koordineli bir kesişim halini de adeta şart koşmaktadır. İnsanın yalnızca çeşitli kimyasal maddelerin farklı oranlarda bir araya gelmesiyle oluşmuş bir şey; dünyayı da yine çeşitli kimyasal maddelerin yığını olarak görmek, bilginin vicdan olmaksızın istismar edilmesine bir örnektir. İlk bakışta doğru görünen çeşitli olgular –insan da dünya da kimyasal bileşimler içerir elbette- sonuçları itibarıyla fazla kaba ve insanlık dışı sonuçlara gebe olabilmektedir. Yazının en başından beri anlatılmak istenen, bilginin kaba halleriyle ele alınma biçimlerinin önüne geçmenin yolunda bilinç kavramının önemli olduğudur. Bilinç yetisi, gerek bireysel gerekse de onu kapsamakta olan toplumsallık düzleminde, daha insani bir tavır ve tutumlar içerisinde olabilmek için gerekli olan bir haslettir. Bilinçlilik durumu ise vicdan ile birlikte oluşan bilginin dışavurumudur ve bugün galiba en gerekli olan birkaç özellikte biridir diyebiliriz. Zira bilincin içinde olan ama görülmek istenmeyen vicdana başvurmayan bilgiler, dünyayı yaşanılası bir yer olmaktan çıkarmakta, insanları rakam ya da detay olarak görmektedir. Sahici bir bilinç durumu ise, bunun böyle yapılamayacağı konusunda gerekçelendirilmiş itirazları dile getirmeyi en azından denemekte, gerçekten “bilinçlilik” denilen şeyin ne olduğunu anımsatmaktadır.

Kaynakça
– Thomas Hobbes, Leviathan (Penguin Classics), 1982
– https://dictionary.cambridge.org
– https://en.oxforddictionaries.com

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.