Enayilik

Enayilik! “Ah ulan! Amma da enayi bir insanım!” dediğiniz hiç olmadı mı? “Çook!” dediğinizi duyar gibiyim.

Yakın ölçekle bir baktığınızda görürsünüz ki ava giderken avlanmışsınız da, sonra da adını enayilik koymuşsunuz!

Öyle düşünekalmayın… Üzülmeyin de. Zira neredeyse tüm insanlık, yani hemen hepimiz hem enayi hem kurnazız vesselam.

“En enayimiz, en kurnazımızdır.” desem yeridir. “Nasıl yani?” deyip de iyice kafanız karışmasın dostlarım.

Enayilik derken, aslında verdiğiniz şeye karşı, bir emelinizin gerçekleşmediğini ifade etmiyor musunuz? Hele de emelinizi, “taktik gereği!” açık etmemişseniz, enayilik katsayınızın katlanılamaz düzeylere vardığını hissetmez misiniz? Sonra da kapı kapı dolaşıp sözüm ona sizi enayi yerine koyanın ipliğini pazara çıkarmaz mısınız? Hatta yüreğiniz bir türlü soğumaz da bazen terapiste koşmaz mısınız? İğne-ilaç ayakta durmaz mısınız?

Haydi dostlarım, bundan gayri, aşırı ofansif oynayıp da kalemizde bolca gol görmeyelim. Ardından da kendimizi dünyanın en kötü duygusuna mahkûm etmeyelim. Ofans-defans dengesine aman dikkat edelim. Tüm dengeli hallerimize rağmen gol yersek de onun adına “enayilik” deyip de insanlık onurumuzu zedelemeyelim. “Olur böyle şeyler” deyip gülüp geçelim.

“Enayi yerine koyduklarımız, bizi enayilikten şaşkına çevirenlerdir” diyorum. “Ava giderken avlanmayalım. Ummadık taşlardan başımız yara almasın!” şeklindeki uyarılarımı yapmayı da uygun ve gerekli buluyorum…

Kimseyi enayi yerine koymadan, üç kuruşa beş köfte hevesine kapılmayıp verdiğimiz kadarına razı olan insanlardan olmak iyidir…

Hele bir de onlar var ki, verdikleri hiç bir şey için kişisel çıkar gözetmezler. Ah onlar ne yüce ruhlardır da enayilik nedir asla bilmezler…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.