Hayatıma giren hayvanlar!

Hayatıma giren hayvanlar! Ne çok hayvan var hayatıma giren bilseniz! Öyle konuşmadan, sessizce… Mesela Gümüş! Sarı, uzun tüyleri parlak ve dostça bakışları ile yüreğimi ısıtan, kahverengi parlak gözlü köpek… Halam hatırlar mı? Acaba. Hani şu evi bekleyen bahçedeki köpek… Onun ilk öğretmenlik günleriydi. Gaffarlı köyünde. Ben ise tam altı yaşındaydım. Alt-alta üst üste oynadığım hayvancık… Bir ara hemen her öğle vakti bahçeyi bir süreliğine terk ettiği dikkatimi çekmeye başlamıştı. O günlerde bir gün, peşine takıldım. O önde ben arkada, tepeler, tarlalar, vadiler aştık. Sürekli arkasına dönüp beni kolluyordu bir yandan… Takip ettiğimin çok iyi farkındaydı. Nihayet bir mağaranın girişine geldik. Bekledi. Yanına dek geldim. Öğlenin sıcaklığı tam tepedeydi. O derin ve sıcak sessizliğin içinde sadece köpek yavrularının kısa, cılız ve keskin sesleri, işitiliyordu. Gümüş bana yavrularını göstermek istemişti. Dakikalarca orada kaldık. Nasıl eğlendik biliyor musunuz? Sonra yine Gümüş önde ben arkada köye döndüğümüzü hatırlıyorum. Gümüş beni seviyordu. Ben de onu. Bu katıksız bir sevgi ilişkisi idi. Az daha küçük yaşta iken, yaz tatili bitip te, dedemin köyünü terk etmenin o dayanılmaz acısını hafifleten, komşunun oğlu, can arkadaşımın “al sana bir hediye, hatıram olsun!” diyerek verdiği o civciv… Hatta biraz daha küçükken, annemin amcasının eşeği ile kurduğum arkadaşlık demeyeceğim, resmen özdeşim, unutulmaz anılar benim için. Düşünün; “büyüyünce eşek olacağım!” dermişim… Hala köylünün dilindedir… Sokak köpeklerini eve taşıdığımı, sen görme diye kanepenin altına sakladığımı hatırlar mısın anneciğim? Yine babamın, evin balkonuna getirip aklımca kimseye çaktırmadan beslediğim o yavru köpek. Hani sizin yatak odasının dibindeki balkonda olan. Sabaha kadar havlayan ve babacığımın “ya o, ya ben!” dediği yavrucak! Daha sonraki yıllarda, Fırat Üniversitesinin değerli hocaları ile yaptığımız deneysel çalışmalara aldığımız, bana bilim adamı olmanın ne derin bir haz konusu olduğunu öğreten o hayvancıklar… Amerika’da yalnızlığımı paylaşan, zekalarına bire-bir tanık olduğum o steril deney fareleri… Bu kadar muhabbetin ardından tam bacağımdan ısırıldığım gün pek gecikmedi tabi ki… Ama Benek yerden-göğe dek haklıydı… Canhıraş şekilde sahibini yakından kovalamak var mıydı? Benek utanç içinde günlerce yüzüme bakmadı, bakamadı. Yoksa bana mı öyle geldi bilemiyorum. Hayvan sevgisi muhteşem bir şey… Bir ara anti-sosyal kişilik bozukluğu tanı kriterlerinden birisiydi çocuklukta hayvanlara eziyet etmek… Fazla lafa gerek yok. Allah kimseyi hayvan sevgisinden mahrum etmesin! Onu ancak yaşayan bilir. Kelimelere sığdırmak zor. Benimkisi sadece bir denemeydi… Sevgiyle kalın…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.