Hepatik Ensefalopati İle İlgili Çalışmaların Hikayesi

Bugün “Hepatik Ensefalopati” ile ilgili çalışmaların hikayesini anlatacağım…

1988 yılında, Elazığ Fırat Üniversitesi’nde İç Hastalıkları rotasyonu yaptığım sırada bir asistan, siroz olan hastayı hocaya takdim ederken özgeçmişinde epileptik nöbet olduğundan bahsetti. Ancak hastanın grand-mal nöbetleri 2 yıldır yaşamadığını öğrendiğimde acaba karaciğer sirozu ile epileptik nöbetler arasında ne gibi bir ilişki olabilir diye düşündüm. Karaciğer sirozu sırasında kanda amonyak seviyesinin yükselmiş olması ile amonyağın beyine giderek beyinde eksitatör görevi gördüğünü, yani glutamat ile birleşerek glutamin oluşturduğunu ve uyarıcı sistemi bloke ettiğini düşündüm. Böylece eksitatör ve inhibitör dengesinin inhibitör lehine bozulduğu, yani gabaerjik sistemin glutamaterjik sistemin üzerine çıkıp epileptik nöbeti engellediği üzerine bir varsayımda bulundum.

Tabi bu fikri açtığım zaman hoca birden heyecanlandı ve “Sen bu çalışmayı hasta üzerinde mi yapacaksın?” diye sordu. “Elbette ki hayır hocam!” dedim. “O zaman nerde yapacaksın?” diye sordu, “Köpeklerde yapacağım.” dedim. O sırada Fırat Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan, veteriner kökenli bir hocamız vardı, Abdülbaki Türkoğlu. “Onunla birlikte yaparsınız.” dedi ve beni yanına götürdü. Hocamız yardımcı doçent olduğu için yayına ihtiyacı vardı. Doğrusu o zamanlarda benim en büyük ihtiyacım eşimin ve çocuğumun yanına gitmekti. O yıllarda internet vs. olmadığı için tüm yayınlar Index Medicus adı verilen koca kitaplarda literatür taramak suretiyle belirleniyordu. Daha sonra da YÖK veya Hacettepe Tıp Fakültesi üzerinden elde ediliyordu. Bunları yapabilmek için de izin alarak Ankara ya da İstanbul’a gitmek mümkündü. Böylece ben de ailemin yanına gidebilecektim. Proje hayata geçti. Abdülbaki Türkoğlu çok değerli ve sempatik bir hoca idi. Hala da kendisiyle dostluğumuz devam etmektedir. Bu çalışmaya katılanlardan birisi de bugünkü YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Gıyasettin Baydaş’tı.

Bir köpekte önce baseline epilepsi eşiğine baktık. Bunu tespit etmek için pentilentetrazol kullandık. Hiç unutmuyorum küçük kahverengi bir köpekti. 1.1 cc pentilentetrazol ile nöbet geçirmişti. Ondan sonra amonyak vermek gerekiyordu ama kaç saatte bir verileceğine dair bir veri yoktu. Ben de çalışmaya katılan araştırmacıların kaç saatte bir amonyak verebileceğini hesaba katarak 4 saatte bir damardan vermeye karar verdim. Tam 15 gün hayvana 4 saatte bir amonyak verdikten sonra ikinci tur epilepsi eşiğine bakacaktık ki olağanüstü heyecanlıydım. Çünkü rektörün evinin önünde köpekler sabahlara kadar havlıyor, sokaklardan köpekler yakalanıyor vs. bir sürü emek vardı. Yani eğer sonuç alamasaydık tam bir fiyasko olacaktı. Dolayısıyla büyük bir heyecanla teste başladık. Eşik 1.1 cc’yi geçtiğinde mutluluktan uçuyordum. O anı bugün gibi hatırlarım. Köpek 3.5 cc’de nöbet geçirdi, bu demekti ki amonyak ile epilepsi eşiği yükselmişti. Böylece hipotezim doğru çıktı. Ancak davranış olarak doğru olduğu anlaşılsa da hangi nörotransmitterla hangi kimyasalların etkilediğini bulmak tam 10 koca yılımı alacaktı.

Bu basit çalışma beni ABD’ye yolcu etti, National Institutes of Health (NIH)’te kendime pozisyon buldum. Yine Yrd. Doç. Dr. Abdülbaki Türkoğlu’nu profesör yaptı. Daha sonra kendisi bir partiden milletvekili olacaktı. Çok bereketli bir çalışma olmuştu. Ben gittikten sonra, Gıyasettin Baydaş arkadaşım sayesinde Fırat Üniversitesi’nde gabaerjik sistem üzerinde çalışmalar uzun yıllar devam etti.

Yıllar sonra ben Türkiye’ye döndüm ve deneyi 1998 senesinde Marmara Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalının laboratuvarında sıçanlar üzerinde tekrarladım. Sağladığı bu imkan için değerli dostum ve asker arkadaşım Prof. Dr. Hızır Kurtel’e duyduğum minneti ifade etmek isterim. Yedi günlük tatil süremin tamamını, sıçanlara kendi ellerimle kateter takmak için kullanmıştım. Jugular vene takılan katatörlere pompa ile devamlı amonyak enjekte ettik. Sonuçta yine epilepsi eşiğinin yükseldiğini gördük. Beyin eksitasyonu yaptık ve beyin homojenize edildi. Bir takım biyokimyasal süreçler sonunda gördük ki hakikaten gabaerjik sistem dominant hale geliyor ve glutamat azalıyor, glutamin artıyordu. Böylece teorimin komple doğru olduğunu anladım. Bunun verdiği hazzı bana dünyada hiç bir şey veremezdi.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.