Histrionik kişilik bozukluğu

Histrionik kişilik bozukluğu… Genç yaşlarda başlar. Aşırı duygusaldırlar. Hemen her kötü durumu dert edip ağlarlar. Sürekli ilgi beklerler. İlgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olurlar. Frapan giyim, baştan çıkarıcı jestler, sözler sıkça başvurdukları şeylerdir. Derinlemesine bir duygusal ilişki kuramazlar. Yüzeysel kalırlar. Yani yaptıkları davranışların diğerlerindeki etkisini pek hesaba katmazlar. Başkalarını etkilemek ana hedeftir. İçerik önemli değildir. Başkalarını etkilemeye yönelik ve içerikten yoksun bir konuşma biçimleri vardır. Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartı ile gösterirler. Kısacası teatral davranışlar sergilerler. Telkine yatkındırlar, kolay etkilenirler. Bütün bunlara rağmen, ilişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünürler. Kısacası, dikkatleri üzerine çekmeye çalışan, karşısındakine olumlu ve duygusal izlemin vermeye çalışan, rol yapıyormuş gibi görünen, başkalarını etkilemekten başka şey düşünmeyen kişilerdir. Narsistlere göre çevresindeki kişilerle olan davranışlarına daha fazla dikkat ederler. Durup dururken yardım etme eğilimi, “seni bu sıkıntıdan kurtaracağım!” tarzındaki ifadeler, aslında kendinden başka kimseyi düşünememek, sevememek bu kişiliğin ana çizgilerindendir. Her şey seksüalize edilir, Sorsanız hiç seksüalize etmezler. Oysa seksten başka her şeyi düşünürler. Sadece kadınlarda görülmez, erkeklerde de görülür. Genelde ana-baba-çocuk üçgeninde sorun vardır. Babasının kızı olma ya da anasının oğlu olma çabası içindedirler. Kız ise anne ile erkek ise baba ile ciddi geçimsizlik yaşarlar. Adeta sürekli didişirler. Özetle, mutsuz insanlardır. Ama mutlu görünürler. Hatta buna “la belle indifference” adı verilir. Güzel aldırmazlık… Özel bir semptom. Yakın çevrelerindeki etkisine bakarak, bir histrioniğin oğlu ya da kızı olmak çok zor bir şey olsa gerekir. Sürekli sizi baştan çıkarmaya çalışan bir anne ya da baba… Gerçekten travmatik olsa gerekir. Anlaşılan bir histrionik için asıl mesele sürekli sevgi ihtiyacı içinde olmaktır. Bunu elde etmenin yolu olarak abartı, cinsellik vs. ne varsa kullanmaktır. Dünyanın merkezi olmak istemektedirler. Bu ise ne yazık ki mümkün olamamakta ve histrionik kişi ömür boyu mutsuzluğa mahkum yaşamaktadır! Biyolojik parametreleri az bilindiğinden doğru-dürüst bir tedavi de yapılamamaktadır. Geriye uzun ve meşakkatli bir terapi tekniği olarak psikanaliz kalmaktadır… Garip şekilde üç histrionikten en az birinin ayrıca anti-sosyal eğilimde olduğu bilinmektedir. Bu halin sınır tanımamaktan ve her şeyin aslında kendilerine ait olduğuna inanmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ülkemizde sıkça rastlanan bu hastalık için benim dikkatimi çeken ve üzerinde çalıştığım bir başka nokta ise dikkatlerini dağıtamadıkları yönünde… Onlar bir şeye kafayı taktığı anda asla vaz geçmemekte başka şeyi gözleri görmemekte… Hatta o yönde zorlandıklarında öfkelenmekte ve aynen ilgi odağı olmadıkları durumda gösterdikleri öfkeyi sergilemekte… Her neyse, herhalde başarılı bir tedavinin ana sonucu bireyin evrenin merkezine oturamayacak kadar küçük olduğunu kavramaktır. Ve kim bilir diğerler sadece sessiz bir duaya razı olmaktadır…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.