İçgörü ve büyüklenmecilik

İçgörü ve büyüklenmecilik… Psikiyatride içgörü son derecede önemli bir kavramdır. En genel anlamda kişinin hasta olduğunu kabul etmesi ve hastalığının belirtilerine hâkim olması olarak tanımlanabilir. Hastalıktan kurtulmaya çalışmak içgörüde ileri bir aşamadır. Varlığı hastalıkla başa çıkmada büyük avantajdır. Haliyle, yokluğu dezavantajdır. Yunus Emre’nin sözü ne güzel özetler konuyu:

İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Ya nice okumaktır.

Gerçekten muhteşem bir özettir içgörü için şairin sözleri. Hani “burada kessek ve düşünmeye koyulsak” dedirtir insana. Aslında göründüğü kadar iradi değildir içgörü. Yani henüz tam anlamıyla anlaşılmamış temellere dayalı biyolojik engeller olabilir. Mesela beyinin belirli bölgelerinde hasar oluştuğunda kişi bırakın ruhsal yapısını fark etmeyi, bedensel bütünlüğünden bile habersiz olabilmektedir. Mesela vücudunun bir kısmının olmadığını iddia edebilmektedir. Doğrusu son zamanlarda Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde arkadaşlarımla birlikte konuya dair etraflı bir araştırma içerisindeyiz. Sonuçları alır almaz ve bir resmi bir dergide yayınlar yayınlamaz sizlerle paylaşacağım. Ama şimdi burada kavrama ilişkin, sadece bir boyutuyla ilgili kişisel görüşlerimi kısaca aktaracağım. Yazdığım gibi biyolojik dâhil birçok faktör içgörü üzerinde rol alabilir. Yaş, cinsiyet, eğitim, zekâ düzeyi, kültürel yapı vs. vs. bunlardan sadece bir kaçı olabilir. Şimdi içgörüyü başlığın ikinci yarısı olan büyüklenmecilikle birlikte almak isterim. Bu noktada, kabiliyet, kısmen iradi bir boyut kazanır. Kişi ne kadar kendiyle böbürlenir ve büyük bir şey olduğunu sanırsa o kadar az içgörüsü var demektir. İçgörü sahibi olabilmek için, birincisi “ben de diğerlerinden farksız bir varlığım.” İnananların ifadesiyle “işte ben de bir Allah’ın kuluyum. Onların başına gelen şey elbette benim de başıma gelebilir. Benim ne özelliğim var ki, ayrıcalıklı olayım?” Diyebilmek gerekir. Yetenek elde edildikten sonra bir dizi ödül sizi bekler. Mesela bir de bakarsınız ki, evrenin parçası oluvermişsiniz. Böylece hastalığın yol açtığı yalnızlık hissi ve korku yok oluverir. Sonra görürüsünüz ki, kendinize karşı hoşgörünüz artıvermiş… Kendinizi daha bir sevmeye başlamışsınız. Buna başkalarını anlamak ve onları sevmek eşlik edivermiş. Böyle sıcak duygular gelişir işte. Aynen İnsanoğlu ile aynı evi, aynı masayı paylaşır ve onlarla eşit koşullarda, çocuklar gibi şen oyunlar oynar hale gelirsiniz. Ben çok özelim deyip, oyun dışı kalıp ta ne yapacaksınız? Sonra unutmayın ki, içgörü, sahip olduğunuz tüm diğer sağlıklı rezervlerinizi şahane şekilde harekete geçirecek, hastalıkla baş etme gücünüz tavan yapacaktır. Belki de hastalığınız tümüyle geride kalacaktır. İşte en büyük ödül de bu olacaktır.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.