İlerleme ve Gelişim Nedir?

(Z. Soner Dinç, Felsefe, Yüksek Lisans)

İlerleme, gelişim ve değişim kavramları gündelik yaşamımızın da bir parçası haline gelmiştir. “İlerlemeli, değişmeli, gelişmeli” gibi şeyleri gün aşırı duyarız neredeyse. Ancak nedir bunlar? İlerleme kavramı ve onun etrafındaki tartışmaların kökenin tarihi hemen hemen aynı gibidir denilebilir. En azından 2. Dünya Savaşı’nın büyük yıkımından sonra (1945) daha yoğun bir biçimde olmak üzere, neredeyse kesin bir biçimde uzak durulması gereken lanetli bir kavram durumuna düşen/düşürülen ‘ilerleme’ kavramı (Alm: der Progress ya da der Fortschritt; İng: Progress), büyük tarihçi Edward Carr’ın “Rus Çarı I.Nikola‟nın [1796-1855] ‘ilerleme’ kelimesini yasakladığı söylenir: Şu sıralarda Batı Avrupa, hatta Birleşik Devletler’in filozofları ve tarihçileri gecikerek de olsa, onunla aynı kanıya gelmişlerdir.” alıntısında vurguladığı gibi, ya fiilen yasaklanan ya da sakınılması adeta zorunlulukla eş düzeyde olan bir konuma itilmiştir. Bu uzun süreç içerisinde ilerleme kavramının kullanımının son derece çarpıtılmış, yüzeysellikte kalan, gündelik bir jargonunun sınırlılığında kalınarak ele alınışı, neredeyse genel olarak kabul görmüş bir durum ve norm haline gelmiştir. Onun hakkında baştan negatif ve kesin bir tarzda hüküm bildiren ifadelerden sonra, ilerlemenin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, özü itibarıyla neyi kastetmekte olduğu gibi belirleyici önemdeki noktalar, ilk olarak silikleşmiş, sonra ise asliliğin aksine hiç gündeme gelmeyen tali bir konuma düşmüştür. Bu nedenden ötürü ilk olarak ilerleme kavramının ortaya çıkış tarihine bakmak neredeyse zorunludur.

Doğrudan ilgili olduğumuz ilerleme kavramı Batı dillerinde genellikle ‘progress’ kökenli olarak çeşitli küçük farklılaşmalarla karşılanmaktadır. The Dictionary of Untranslatables/Çevrilemez olanlar felsefe sözlüğüne göre progress kavramının kökeninde Latince “ileri doğru yürümek” anlamındaki ‘progressus’ kavramı vardır. Doğrudan anlamıyla ‘ilerleme’ kısaca ileriye doğru yürümek demektir. Almanca (ve genel olarak Germanik diller) her ne kadar dilin tarihsel gelişimi itibarıyla Latin kökenli dil grubundan farklı olsa da, ilerleme için kullanılan iki ana kavramdan biri olan ‘Fortschritt’ kavramı da –adım anlamındaki ‘schritt’in belirginliğinde- bununla tam olarak aynı anlama gelmektedir, aynı fiile ve onunla bağlantılı eyleme işaret edilmektedir. O halde kavramın kökenine dair yapılan kısa bir soruşturmayla adeta kendiliğinden ortaya çıkan tanıma göre ilerleme, ilk olarak basit anlamıyla ileriye doğru adım atmak, ileriye doğru yürüme anlamlarına gelmektedir denilebilir. Bir yürüyüşte bir başlangıç noktası, yürüyüşün süresi ve nihayetinde de bir varış noktasının mantıksal olarak olması gerektiği zorunluluğu, ilerleme kavramının içeriğine ilişkin de iyi bir metaforik bağlantı kurabilmemizi kolaylaştırmaktadır

İlerleme kavramının oluşum ve gelişim tarihi konusunda çeşitli anlaşmazlık noktaları olsa da, Antik Yunan ve Roma düşünce dünyasında –bugün kullandığımız modern anlamında olmasa bile- bu kavramın erken dönem için nüvelerinin görülebileceği konusunda anlaşmazlıkların aksine genel bir uzlaşı var gibi görünmektedir. Yunancada gelişme, büyüme, ilerleme gibi anlamlara gelen ‘epididonai’, ‘prokoptein’, ‘epidosis’ ve ‘prokope’ benzeri çeşitli farklı kavramlar olsa da, ‘prokope’ kavramı üzerinden Roma düşünce dünyasına Cicero tarafından yapılan çeviriyle “progressus” ya da “progressio” şeklinde aktarılmaktadır. Bu aktarımın sonucu olarak bugün Batı dillerinde kullanılmakta olan ‘progress’ kökenli kavramların ilk oluşumu karşımıza çıkmaktadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, Antik Yunan dünyasındaki ‘ilerleme’ kavramı, bugün kullanılan kavramdan yapısal olarak temel farklılıklar içermektedir. İlerleme, Antik Yunan’da mevcut olandan bir farklılığa işaret etse de, iyi ya da kötü kavramlardan bağımsız olarak, değişim ya da değişiklik olarak algılanmıştır. Bir ileriye doğru gidiş fikri bildiğimiz modern anlamda yoktur. Bununla birlikte kavramın modern içeriği oluşmamış durumda gibi görünse de, özgün bir istisna olarak Antik Yunan’da Ksenophanes’in (MÖ 500 dolayları) hangi bağlamın içerisinde ve de neye istinaden olduğu tam olarak bilinmeyen şu cümlesi, fikir olarak değişim ve ilerleme arasında, her ikisini de kapsamakta olan bir genel düşüncenin o dönemde de olduğunu göstermektedir diyebiliriz: “Gerçekten de Tanrılar başlangıçta ölümlülere her şeyi açıklamamışlardır, aksine zamanla ölümlüler arayarak daha iyiyi bulacaklardır.”. Görüldüğü gibi burada işaret edilerek vurgulanan ‘daha iyi’ fikri, o an itibarıyla mevcut olan duruma göre bir farklılığa, daha da ötesi –dile getirenin amaç ve niyetinden de bağımsız olarak- ‘daha’ sözcüğünde potansiyel biçimde saklı olan bir ilerleme durumuna işaret etmektedir. Bu çağın insanları tarafından idrakinde olunmayan bir şey olsa bile, o çağ üzerine yapılan sonraki çalışmalarda, bu ifadeye bakarak bir ilerleme fikrinin olduğunu söylemek, yöntemsel açıdan çok yanlış bir tespit olmayacaktır gibi görünmektedir.

Yunan dünyasından sonra ise Roma düşünce dünyasında kavramın izlerini görmek mümkündür. Özellikle Lucretius’un çalışmalarında kavrama özel bir yer ayırmıştır. İlerleme Roma dünyasında prokope kavramında karşılığını bulmakta ve bireysel bir düzlemde kişinin ahlaki olarak mükemmelleşmesi halini kastetmektedir. Vurgulanması gereken önemli bir diğer nokta ise, dönemi itibarıyla genellikle bir dünya egemenliği olarak algılanan ilerleme kavramı Roma dünyasında bir farklılık göstermektedir. Roma’da ilerleme ile anlaşılmakta olan şey aynı zamanda bir barış halidir, ilerleme kavramı Roma’da, hem öncüllerinden hem de çağdaşlarından özsel olarak ayrışarak, barış olarak algılanmaktadır. Bunun yanı sıra Erasmus, Hobbes ve Kant gibi filozoflarda göreceğimiz “ebedi barış” fikrinin dinsel bir çerçeveyle de olsa ilk izi yine ilerleme bağlamında Roma dünyasında görülmektedir: Lactantius’un (240-320) aktarımına göre, Tanrı yeryüzünde ebedi barışı sağlayacaktır denilmektedir. Bu her iki vurgu da kavramın gelişim tarihi ve içeriğinin oluşması sürecinde önemli bir fark, belirgin bir vurgu noktalarıdır.

Bu noktadan sonra ise oldukça uzun bir dönem, dünyevi düzlemde kalınarak ilerleme kavramı etrafında yapılan tartışmaların kısıtlılığı görülmektedir. Bu uzun dönem boyunca ilerleme kavramı ve fikri dinsel bir çerçevenin içerisinde kalınarak işlenmektedir. Geç Rönesans ve erken modern dönem ile birlikte ise ilerleme tartışmaları tekrar, bu kez öncekilerden farklılıklar göstererek başlamaktadır. İlk olarak doğa bilimleri alanında Kepler, Galileo, Newton gibi bilim insanları tarafından gösterilen somut başarılar, bilimsel gelişmeler ve elde edilen buluşlar sayesinde, pratik olarak bir yeni durumla birlikte ilerleme kavramına duyulan güvende belli bir artış sağlanmıştır. Kavram artık modern çağda doğa bilimlerinin de güçlü katkıları ve dolayımıyla birlikte kendini daha kesin bir biçimde, gözle görülebilir şeyler üzerinden kurmuştur diyebiliriz. Bu nokta da ilerlemenin hem oluşum hem de gelişim seyri açısından kritik bir önemdedir. Aydınlanma Çağı’nın belirgin vurguları ile birlikte ise kavramın oluşumu ve gelişimi açısından bir dönüm noktası olarak görülmektedir. 18.yüzyılda Herder ve Kant gibi Klasik Alman Felsefesi geleneğinin filozofları için ilerleme kavramı temel bir konumda durmaktadır. Sözgelimi Herder için ilerleme, önceki ilgili bölümde de değindiğimiz gibi, hümanite kavramı üzerinden şekillenmektedir ve bir bütün olarak insanlığın hümaniteye doğru ilerlemesi durumuna işaret edilmektedir. Hakeza Kant için de ilerleme kavramı tarih felsefesi sistemi içerisinde kendine has bir yerde bulunmaktadır ve onun bu kavramı en geç 1775 gibi bir tarihte kullandığı da bilinmektedir (Koselleck, 2007: 62).

‘Aydınlanma Nedir?’ makalesinde ilerleme bahsi doğrudan geçmeden bile olsa öz itibarıyla bir ergin olma(ma) hali gönderisi vardır Kant’ta. Bu ergin olmama halinden başlamak kaydıyla ergin olmaya doğru gidişin kendisi, bireysel bir düzlemde bile olsa, bir ilerleme tarifidir denilebilir gibi görünmektedir. Aynı zamanda ‘aklını kullanmaya cesaret et!’ tonundaki mottolaşmış ünlü kalıp cümlede de böylesi bir ilerleme damarının olduğunu söyleyebiliriz. Koselleck’in işaret ettiği gibi Kant açısından, mevcut durumdan farklı olarak daha iyi olan bir şeye doğru olan ilerleme, doğal bir kendiliğindeki formunda duran bir şey ya da insanlara doğa tarafından lütfedilerek verilen bir hediye veya tanrısal bir plandan farklı bir şeydir. Kant’a göre ilerleme bunlardan ziyade insana, ebediyen verilmiş bir görevdir (Koselleck, 2007: 64). Kant tarafından bir doğal durumdaki nesnenin ele geçirilmesi, ona nüfuz edilmesi ya da Tanrı tarafından verilen bir şey olma iddiasından ve Tanrı’nın buyruklarına uygun bir hareket etme tarzından bağımsız bir yapıda ele alınmaya başlanan ilerleme kavramı, bu noktadan itibaren yapısal tematik bir sıçramayla farklılaşmaktadır denilebilir. 18.yüzyıl sonu itibarıyla artık kavram tam anlamıyla yeryüzüne inerek, dünyevi alanın insani sınırları içerisinde kalınarak, dünyevi yapısıyla, tür olarak insan tarafından şekillendirilen özgün yeni yapısıyla ele alınmaktadır. Bu yeni yaklaşım biçimindeki dünyevileşme ve şeklinin insanlar tarafından verilmesi durumu bir ‘laikleşme’ girişimi olarak da açıklanması mümkün (Koselleck, 2007: 67) olan bir yeniliktir. Denilebilir ki bu çabanın istikametinde kavram artık tam olarak dünyevidir, sınırları bu dünyadadır ve bu yapısı itibarıyla artık laikleşmiştir. İlerleme ile işaret edilen asli şey bu dünyanın sınırlarındadır.

Mükemmelleşme (ve onunla ilgili tamamlanmışlık) kavramı üzerinden ilerleme ve gelişme fikrinin Hegel’e doğru seyri de yaklaşık olarak bu noktadan itibaren başlamaktadır. Yeri gelmişken belirtelim ki, insan çabalarının, ısrarlı gayretlerinin sonucu olarak değişen ve ilerleyen bir türdür, bunun da insan türü için belirleyici bir özellik olduğu açıktır. Nitekim Hegel de ilerlemeyi bir süreç olarak ele alırken buna işaret eder. Böylece tarih ve ilerleme kavramları da neredeyse iç içe geçerek, yeni alanı oluşturmuşlardır. Carr’a göre bu yeni durumda: “Tarih, insanın yeryüzündeki konumunun yetkinleştirilmesi hedefine doğru ilerleme haline gelmiştir.” (Carr, 2011: 171).

Sonuç olarak her nerede olursa olsun, değişim, gelişim ve ilerleme kategorileri oluşmakta olan yeni bir duruma işaret ederek bir doğumun izlerini taşımaktadırlar. Zaten felsefeden psikoloji ve psikiyatriye kadar insanın iyileşme ve sonrasında gelişmesine odaklanan bilimlerin temel hedefi de bu noktayı yakalayabilmek değil midir? Mevcut koşulları ne denli kötü olursa olsun insan kendi öz kapasitesiyle çözüm önerilerini de yine kendisi bulabilecektir ve insan sabit durumda donup kalmış bir ilişkiler toplamından çok daha fazlasıdır, gelişmeye hep açıktır. Canlılık devam ettiği süre boyunca, ilerleme ve gelişim de devam edecektir.

KAYNAKÇA
– Edward Carr, Tarih Nedir? (Çev: Misket Gizem Gürtürk), İletişim Yayınları, 2011
– Reinhart Koselleck, İlerleme (Çev: Mustafa Özdemir) Dost Yayınları, 2007

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.