İletişim

İletişim… İngilizcesi “communication”… Kökeni paylaşmak anlamına geliyor. Fikirleri, duyguları, niyetleri, tavırları, beklentileri, algıları paylaşmak… Konuşma, jest, yazı, davranış; iletişimin yolları… Sevdiğim bir analist bir kitabında şöyle der; ikili iletişimde aslında ortamda 6 kişi vardır! Bireyin ve diğerinin gerçek kendileri, her ikisinin kafasındaki diğeri ve her ikisinin kafasındaki kendileri… Gerçekten toplam 6 kişi eder. Marifet kimin kiminle iletişimde olduğunu sürekli fark etmekte yatar der… İdeal iletişim; söylenmek istenen her şeyi içeren, ama söylenmek istenmeyen hiç bir şeyi içermeyen iletişimdir. Hani her sürecin bir materyal ve yöntemi vardır ya, hayatın materyal ve metodu da iletişimdir. O kadar ki, o kadar yani! Manidar konuşmalar, “leb demeden leblebiyi anlasın” demeler… Hiç konuşmamalar. İki zıt duyguyu, yani iki sözün ikisini birden taşımalar… İkilemli yani mesela nefret ve sevgiyi aynı anda taşıyan “ambivalan” sözler… Sansürlü konuşmalar… Üstüne bir de anlamıyor diye öfkelenmeler… İçerlemeler. İlişkiyi yok etmek, öldürmek istiyorsanız size tavsiyem bu yolda ilerlemeniz, kendinizi geliştirmenizdir! Oysa sağlıklı iletişim her şeyden önce “ben sana önem veriyorum” mesajını içerir. Düzgün kurulmuş cümleler, “bak senin için kafa yoruyorum” demektir. Dedim ya, iletişim bir hayat yöntemidir… Eğer yönteminiz sağlam değilse ne elde ettiğinizi bilemezsiniz. Karşınızdakinin kafasını karıştırdığınız gibi, sizin de yorum yeteneğiniz bozulur. Sonuç mu? Bu hayatta anlaşılmadan ve anlamadan gelip geçersiniz. Bir de hasbelkader önemli bir pozisyonda iseniz, mesela bir çocuğun babası, anası gibi… Derin acılar bırakır da gidersiniz. O çocuk için var mıydınız? Yok muydunuz? Asla bilenemezsiniz. Çocuk, zavallıdır… Asla ana ya da babasının kendisine öner verip vermediğini, sevilip sevilmediğini bilemeyecek, ama sürekli olarak bunu sorgulamaktan bitap düşecektir. Model bulamayacaktır kendine. Her gördüğüne “baba”, her gördüğüne “ana” diyecektir. Ve doğaldır ki ömrü hayal kırıklıkları ile dolacaktır. Yol yöntem bilemeden, kimin doğru-kimin yanlış olduğunu anlamadan, pusulasız bir hayat… Tabi ki yazık bir haldir bu… Gel gelelim, bu metot işi öğrenilen bir şeydir. Her kes kendi atasından öğrenir. Metotta bir arıza varsa, anlayacağınız nesilleri gözden geçirmelidir. Ve nihayet bir noktada ayaklarının üzerine oturtmak lazımdır. Belki de eğitim ve öğretimin esası bu olsa gerekir. Son sözüm şu olabilir; sağlıklı iletişimin olmadığı bir ortamda hatta vicdan, ahlak, duygu, düşünce her şey toz duman içindedir. Güvenli, diğerleri tarafından anlaşıldığından, sevilip-sayıldığından emin olunamayan bir iletişim ortamında ise ruh sağlığını korumak bir mucizedir…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.