Kötünün İyisi Olmak

Şişman, kısa boylu adamın saçları darmadağınıktı. Belli ki günlerdir tıraş olmuyordu. Dişleri sapsarı idi. Kısacası kendine bakımdan eser kalmamıştı. Ümitsiz bir ses tonu ile hekime “Beni bu dertten kurtarın size varımı yoğumu vereceğim.” diyerek söze başladı. Ve arabasının anahtarını hekime doğru masanın üstüne koydu. İlk teklif ettiği şey oydu.

Kırklı yaşlardaki adamın şikâyetleri; uykusuzluk, zaman zaman ortaya çıkan çarpıntı atakları, hemen sürekli ter içinde olma ve titremelerle özetlenebilecek halde idi. Sürekli çocuklarının, eşinin ya da kendisinin başına her an bir şey gelebileceği korkusunu taşıyordu. Şöyle bir bakıldığında tablo, yaygın anksiyete bozukluğu ve zaman zaman yaşanan panikler şeklinde özetlenebilirdi. Doğrusu oldukça sık rastlanan bir haldi. Tedavisi hemen her hekim için kolayca planlanabilirdi.

Gel gelelim, adama verilmedik ilaç, denenmemiş doz kalmamıştı. Nafile. Şikâyetler gram gerilemiyordu. Gitmediği, bilmediği hekim yoktu adeta İstanbul şehrinde.

Yıllar geçmiş artık literatürde sözü edilen hekim satın alma faslına geçmişti.

Sıklıkla hekim değiştiriyor. Tavsiye edilen her ne ise kendi yorumunu katmadan duramıyor, ilaç ekliyor, çıkarıyor dozlarla oynuyordu. Ve tabi bir türlü sonuç alamıyordu.

“Biliyor musunuz” dedi, “Bu doktor milletine hiç güven olmaz. Hepsi de para düşkünü ve bencil. Hastalarını hiç düşünmezler. Daha hastayı görür görmez reçeteyi dayarlar. Hastanın suratına bile bakmazlar.” diye devam etti. Daha üçüncü seanstı. Ve konuştuğu kişi bir hekimdi!

Hekim sordu “Peki bana niye geldiniz?”

“Bir de sizi denemek istedim. Doğrusu pek ümidim yok ya!” diyerek yanıt verdi. Oldukça sinir bozucuydu. Ama içtendi en-konu. Hekim bu içtenliği hissetmiş hastaya yardım eli uzatabileceği bir alan yakalamak için son bir hamle yapmak istemişti.

Adam makine mühendisi idi. İyi bir eğitimi vardı. Özel bir imalathanesi olduğunu söylüyordu. Dediğine göre araçların bazı aksamlarını üretiyordu. Hangi aksamı ürettiğini sordu doktor. Kaçamak cevap verdi bu soruya. Hekimin merakı daha da arttı. Kısa süren bir köşe kapmacadan sonra, nihayet anlaşıldı ki, arabalara fren tesisatı yapıyordu. Üretim tamamen yasa dışı, kontrolsüz ve fason nitelikteydi. Hekim dehşet içindeydi. Tam, insan hayatı ile ne de kolay oynanıyor diye düşünürken, hasta hekime, ertesi seans çantasından bir paket çıkarıp uzattı. Hekimi mutlu edeceğinden gayet emindi. “Size ürettiğimiz mallardan birini hediye getirdim.” dedi. Doktor nazikçe bunu kabul edemeyeceğini çünkü güvenilir bulmadığını ve üretimi hiç onaylamadığını vesaire söylerken hasta “Bakıyorum doktorluk bitti ahlak hocalığı başladı!” diye sözünü bıçakla kesti. Hekimin ne diyeceğini şaşırdığı meslek hayatının nadir anlarından biriydi. Acaba polise bildirmeliydi falan diye düşünürken adam sanki hekimin aklından geçenleri duyar gibi, “Hiç onları düşünmeyin.” dedi. “Emniyettekiler beni tanırlar ve güvenirler. Üstelik ürünlerimizden eminiz ve bu güne dek hiç şikâyet almadık…” diye devam etti. Hekim sessizdi. Adam ürkmüş gibiydi. Bu, konuşma tonundaki hafif yükselmeden belliydi. Ama tehditkâr seviyeye varmıyordu…

Bir sonraki seansta hastanın gece-gündüz aslında polis korkusu yaşadığı ve yaptığı işten hiçte memnun olmadığı anlaşılacaktı. Korkuyordu. Hem de çok korkuyordu. Ya birinin başına bir şey gelseydi ne yapardı? Derinlerde bir yerde vicdanı sert bir şekilde onu pençesine almıştı bir kere. Fakat öte yandan para tatlıydı!

Aslında, uzun lafın kısası hekimlere atfettiği bütün sıfatlar kendisinde fazlasıyla mevcuttu. Vicdan, para hırsı, beceriksizlik vesaire vesaire.

Hasta ruhsal dünyasını hekimlere sanki bir ayna gibi yansıtıyordu.

Çok detaylı sorgulamalardan anlaşıldı ki babası ona sürekli “Sen adam olmazsın!” diyen bir otoriteydi. Hani çok yaramazlıkları vardı vaka, fakat babanın gözüne girmek eni-konu ana hedefi olmuştu oldum olası.

İyinin iyisi olamamıştı ama şimdi kötünün iyisi olmayı gayet iyi başarmaktaydı.

Hekim hastaya çok düşük bir başarı şansı teklif etmekle işi sürdürdü. “Sizinle ilgili başarı şansımız gerçekten beklediğinizden daha az olacak gibi…” dedi.

Bu açık sözlü duruş hastanın her manipülatif davranışında ısrarla tekrarlandı. Dışarıda buluşma isteği vesaire gibi pek çok sınır tanımaz davranışlar anlayışla karşılandı ama asla prim verilmedi.

Uzun ve yorucu aylardan sonra hasta diyet ve spora başladı. Kısa zamanda epey bir kilo verdi, Dişlerini temizletti, günlük bakımına azami özen göstermeye gayret etmekteydi.

Şimdi de hekimin gözüne girmeye çalışıyordu, sanki. Bu kez iyinin iyisi olmayı hedefleyecekti.

Duygusal iniş çıkışları ve panikleri ise ilaçlarla büyük ölçüde kontrol altına alınacaktı.

Hekim hastasına saygı duyacaktı. Sevecekti. Zira adam fason mal üretimini tümüyle terk edecek yasalara uygun karoser imalatına geçecekti.

Vicdan rahatlamış gece temiz bir uyku hak edilmişti.

Hekim, hastasının vicdansız mı yoksa tam tersi aşırı katı bir vicdana mı sahip olduğunu düşüneduracaktı.

Aradan belki otuz yıl geçtiği halde hala o vakayı, zamanında polise bildirmeli miydi bilemeyecekti… Bir türlü karar veremeyecekti…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.