Küçük Bir Destek

Hastayı yatağında görmesi istenmişti. Bunun için büyük bir hastanenin yanık ünitesine gitmesi gerekiyordu. Gitti de… Gördüğü manzara hiç hoş değildi. Ünite adeta dökülüyordu. Duvarlarda su sızıntıları, tavanlarda örümcek ağları daha fazlasını irdelemeye gerek bırakmıyordu. Tek kelimeyle pis bir ortamdı ve bir yanık ünitesi enfeksiyonlara karşı maksimum korunaklı olmak zorundaydı.

İçinden söylenerek hastanın yerini soracak birini aradı. Uzun çabalardan sonra nihayet bir onbaşı

“Ha, o mu? Aha şuradaki adam işte odur.” diye hastanın duyacağı şekilde ve nezaketten epeyce mahrum bir tonda ve “lütfen” yardım etti.

Bizim hekim hastaya bakan doktoru, hiç olmazsa asistanı aramaya koyuldu bu kez. Zar zor genç bir doktor, asistan odasında bulunabildi. Altı üstü bir psikiyatrist olan doktorumuz pek de hevesle karşılanmadı. “Ne soracaksan sor ve aceleden toz ol!” der gibiydi genç meslektaş! Hekimin dikkatini çeken şey meslektaşın kişiliği ya da mesleğine olan düşkünlüğünün derecesi değildi. Psikiyatri bilimine kafasında biçtiği yerdi. Üzüldü. Ama alışıktı bir kere. Boş verdi. Konuya girdi.

Hasta hakkında bilgi istedi. Genç asistan hastanın vücudunun yüzde doksanının üçüncü derecede yandığını söyledi. Yanık gerekçesi bir yangındı. Hasta içerideki bir başkasını kurtarmak isterken alevlere esir düşmüştü. Konuşma hasta yatağının yanı başında geçiyordu. Hasta konuşamaz halde sargılar içindeydi. Ama dinlediği gözlerinden anlaşılabiliyordu.

Hekim hastanın itfaiyeci olmadığını, tesadüfen yangın yerinden geçerken olaya karıştığını, içeride kurtarılmayı bekleyenin bir çocuk olduğunu ve benzeri birçok bilgiyi teker teker sorgulayarak elde etmişti. Yanık doktoru ki plastik cerrahi asistanı idi, ayrıntılı sorulardan sıkılmaya, bunalmaya hatta kızmaya başlayacaktı.

Oysa psikiyatrist tüm bu soruları bilerek yöneltmişti. Hastanın duymasını istemişti. Böylece hasta yaptığı işin ne denli değerli, etkileyici ve önemli olduğunun en azından bir başkası tarafından anlaşıldığını, takdir edildiğini duyacaktı. Ki böyle bir insan için bunun ne demek olduğunu azıcık empatisi, karşısındaki ile hem hal olma yeteneğine birazcık da olsa sahip olan herhangi birisi kolayca kavrayabilecekti.

Sıra tıbbi durumun sorgulamasına geldiğinde asistan iyice ipin ucunu bırakmak üzereydi. Tez elden oradan ayrılmak ve “işlerine” bakmak istiyordu. Doğrusu psikiyatr durumun farkındaydı ama yapmak zorunda olduğu bilgi toplama faslını tamamlamakta azimliydi. Cerrahi asistanı genç, hastanın böbreklerinin ciddi hasar gördüğünü söyleyecekti.

Bir kaç soru daha geliyorum derken genç plastik cerrah artık dayanamamış “Bu hasta terminal dönemde, kurtulamaz!” deyivermişti. Psikiyatrist refleksif bir süratle hastanın gözlerine çevirdi bakışlarını… Hastanın bunu duyduğuna ve anladığına emin oldu. Başından aşağı bir kazan sıcak su dökülmüş gibi irkildi. Diyecek bir şey bulamadı ve genç adama “Tamam, sorularım bitti.” diyerek adeta hastayı psikolojik olarak güvenceye almak istedi.

Bu arada hastanın gözleri dehşetle ayrılmıştı. Merak ve korkuyla psikiyatristin ne diyeceğini bekliyor gibiydi. Hekim kendi kendine “Şöyle ya da böyle, bu gözlerden sanki enerji fışkırıyor.” diye düşünecekti.

Doktor hastaya son bir defa şöyle bir baktı ve dedi ki “Gözlerinizdeki enerji kefeni yırtacağınızın açık göstergesi. Kocaman bir ümit, azıcık bir korku ve büyük bir sabırla bekleyin.” Ve gitti. Ertesi gün tekrar ziyaret ettiğinde hastanın, yakınları tarafından daha güvenilir bir merkeze nakledildiğini öğrendi.

Aradan yıllar geçti, belki on yıldan daha fazla…

Bir gün hekim meslektaşları ile odasında oturmuş sohbet ederken kapı çalındı, içeri bir adam girdi. Boynunda fular, iyi giyimli, efendi bir adam… Doktor “Buyurun. Ne istemiştiniz?” diye sordu. Adam bir an durakladı, hekime “Ellerinizden öpmeye geldim. İzin verirseniz.” dedi. Gözlerindeki duygusal coşkuyu saklayamıyordu. Ve hekim o gözleri bir yerden tanıyordu, sanki! Eni-konu fularlı adamdan daha yaşlı idi ve kültüründe büyüklerin elinden öpülürdü.

Doktor bir an durakladı. Adamın boğazına bir şey tıkalı gibiydi. Boğuk bir ses tonuyla “Hayatımı size borçluyum” diyebildi..

Yanık ünitesinde öleyatırılan hastanın ta kendisiydi.

“Söylediğiniz iki kelime benim kurtarıcım oldu.” diye ekledi. Hekim hala sessizdi.

“‘Kefeni yırtarsın!’ İşte bu iki kelimeye yaslanarak aylarca savaş verdim.” dedi, fularlı adam.

Hekim ayağa kalktı ve hastaya nazikçe olayı hatırladığını ve kendisini sağlıklı görmekten duyduğu büyük memnuniyeti ifade etti. Elini dostça sıktı. Dilerse oturabileceğini söyledi ama fularlı adam ince bir üslupla daveti geri çevirdi. Ve hayatın karanlıklarına daldı gitti. Şimdi nerede ne iş yapar, ne iyilikler peşinde ancak Allah bilirdi.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.