Kumar: Bir Ruhsal İrin

Ta çocukluğundan beri saldırgandı. Hemen tüm yaşıtları ondan korkardı. Öfkelenecek bir şey bulamaz ise Allah’a yönelirdi. Dedelerinden ona geçen adeta irsî bir özellikti agresyon.

Hemen her gece babasının annesini dövdüğüne tanık olurdu.

Anneciğinin yatak odasından duyulan, sessizce “Çocuklar duyacak, ne olur yeter artık!” diyen yakarışları, babasının buna verdiği acımasız karşılıklar ve kemerin zavallı kadının vücudunda bıraktığı izler… Ve tüm bunlar olurken dört kardeşin iç çekerek ağlayışları. Babanın gözlerini görmemesi için sakladıkları acı dolu mimikler ve içlerine akan gözyaşları…

Anılarını terk etmeyen daha nice yaralayıcı olaylar.

Bu arada baba kasabanın eşrafındandı Ankara Siyasal mezunuydu. Zeki, okumuş ve bilgili idi. Necip Fazıl başta birçok üstadın şiirlerini ezbere bilirdi. Hemen herkes tarafında korkulan bir adamdı. Ama garip şekilde sevilirdi de. Yoksullara yardım ederdi. Açık sözlü, kimseye eyvallahı olmayan “delikanlı” hatta “kabadayı” bir kişilik profili çizerdi.

Hasta, kardeşlerin en büyüğü idi. Fransız liselerinden birinden mezundu. Daha çocukken, aileden, o ortamdan kaçmayı hedef edinmişti. Sonuçta yabancı liseye giriş sınavda başarılı olmuş, aileden ayrılmış ve okumak üzere İstanbul’a gelmişti.

Uykuya dalamama, yakasını bırakmayan kabuslar, en ufak bir sese sıçrayarak cevap vermeler vesaire ile tam bir travma sonrası stres bozukluğu tablosu ile başvurmuştu hekime… Yaşını başını almıştı artık. Ve ne baba ne de anne hayatta değillerdi

Kız arkadaşı zorla getirmişti doktora. Kadın yaşamsal riskler sezinliyordu. Doktorun muayene ücretini o verecekti. Adamda gerçekten metelik yoktu. Kalmamıştı…

Sessizliği bozan kadın olmuştu.

“Kumarda tüm varlığını kaybetti doktor.” dedi. Tam beş milyon dolar bir gecede uçup gitmişti. Las Vegas’ta, neon ışıklarla yanan bir gecede. Neredeyse İstanbul’a dönecek parası kalmayacaktı!

Kadın bunları anlatırken, adam düşünceliydi. İsteksizdi.

Hekimin kumarbaz psikolojisini çok iyi anlayabildiğini ima edercesine bir kaç anısını aktarmasıyla cesaretlendi. Doğrusu manevra işe yaramıştı.

Adam çocukluğundan beri yaşadığı olayları soluksuz anlatmaya koyulmuştu. Artık parası yoktu ama ne de olsa çok enteresan ve renkli bir hayatı vardı.

Konuşmasında babasına özel yer vermişti. Hekimle baba artık hiç yabancı değillerdi… Bir ara doktor “Baba ve oğul… İki insanın kaderi ancak bu kadar ortak olabilir.” diye düşünmüştü Adamın kişiliği neredeyse eşittir babasıydı. Özdeşimin bu kadarına da pes dedirtiyordu. Ancak çok önemli bir nokta vardı ki adamı babadan tamamen ayrı kılıyordu. Kadınlara karşı gösterdiği nezaket… Hem de her türlü kadına. Güzel, çirkin, cahil, entelektüel, tutucu, seks işçisi hiç fark etmiyordu. Onlara karşı kolay kırılacak birer en pahalı sırça gibi davranıyordu. İnsanlık onurlarına karşı alabildiğine ölçülü ve dikkatli…

Hekim kumar bağımlılığını nereye koyacağını düşünürken, adam “Elimden kumarı ve kadını alırsanız yaşamak için tüm gerekçelerimi yok etmiş olursunuz.” diyerek imdadına yetişecekti. .

Demek belki depresyona çözüm arıyordu, belki her şeyini kaybedip yok olmak istiyordu, hatta belki yok olurken o yakıcı geçmiş de kendisiyle beraber karanlıklara gömülecekti, Allah’ın gecesi gördüğü kâbuslar, hemen her kabusunda onu kan ter içinde bırakan bir adamın dehşet verici takipleri sona erecekti…

Kumar sayesinde insanların ince mimiklerinin geri planını kavrama kabiliyeti kesbetmişti Poker masasında kimin elinde ne var, artık rahatlıkta anlayabiliyordu. Kumarhanecinin üç kağıtlarına da hâkimdi. Ama kaybedeceğini bile bile büyük risklere girmekten kendini alıkoyamıyordu. Sanki kaybetmek için oynuyordu! Kumar oynayanları, kumarhane sahiplerini, krupiyeleri ve kendisi dâhil ortamdaki herkesi öldürmek istiyordu adeta… Zaman zaman eline gelen iyi kâğıtlarla onları dövmek istiyordu. Normal bir kumarbaz değildi anlayacağınız.

Risk almanın, rest çekmenin verdiği dopaminerjik keyif işin biyolojik alt yapısıydı ve doktor bunun da farkındaydı. Zevk uğruna kendi kendini uyarmanın dayanılmaz ve fatal mekanizmaları bir kere tetiklenmişti, Değil beş milyon dolar, dünyayı ortaya sürebilirdi.

Hekim, eni-konu bilim insanıydı. Yapabileceği bir şeyler olmalıydı.

İşe hastasını aydınlatmakla koyuldu Başta kız arkadaşı olmak üzere, elde kalan değerler gözden geçirildi.

Kimi seanslarda kumar ihtiyacı kışkırtıldı. O esnada hissettikleri, düşündükleri gözlendi.

Düştüğü açmazın bir beyin meselesi olduğuna dair ikna edildi ve farmakolojik, elektrofizyolojik, psikolojik vs. tüm bilimsel olanaklar harekete geçirildi.

Bunlar olurken doktor kendi kendine hastası için “-Pimi çekilmiş bir bomba ve adeta birilerinin oyuncağı” diye düşünmekteydi ve derinden üzülmekteydi. Ne de olsa söz konusu olan şey üç kuruşa indirgenmiş koca bir insandı…” Ne pislik bir iş bu iş!” diyordu içinden “Ne büyük pislik…”

Nihayet, hekim kendi kimliğine sahip çıkacak ve hastasının defalarca geri hamlelerine rağmen bıkmadan usanmadan bu ruhsal irini temizlemeye gayret edecekti…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.