Migren ve dTMS

Migren, son yıllarda giderek artarak, dünyadaki en yaygın sinir sistemi hastalıklarından biri haline gelmiştir. King’s College London’da Nöroloji Profesörü Peter Goadsby migreni “duyusal rahatsızlık ile birlikte seyreden kalıtsal eğilimli baş ağrısı” olarak tanımlamıştır.

Beynin, dışardan gelen duyusal bilgilerle başa çıkarken yaşadığı istikrarsızlıktır ve bu istikrarsızlık uyku, egzersiz ve açlık gibi fizyolojik değişikliklerden etkilenebilir. Migren genellikle çocukluk, ergenlik ya da genç yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkar.

Ailede var olan migren öyküsü, yaş (genellikle 30 yaş civarı en şiddetli olduğu zamanlardır), cinsiyet (kadınlarda görülme ihtimali daha yüksektir) ve hormonal değişimler migren riskini arttırır. Ayrıca, hamilelik ya da menapoz dönemlerinde artma eğilimi gösterir.

Kadınlardaki hormonal değişimlerin (östrojen seviyesindeki dalgalanmalar), aşırı tuzlu gıdaların, katkı maddelerinin, alkol ve kafeinli içeceklerin, stresin, duyusal uyaranların (parlak ışıklar, güneş ışığı, yüksek ses, güçlü kokular vb.), uyku düzenindeki değişimlerin, fiziksel faktörler ve çevresel değişimlerin migreni tetiklediği bilinmektedir.

Migren, genellikle tek taraflı şiddetli zonklama şeklindeki ağrılara veya nabız hissine neden olabilir. Bu duruma genellikle bulantı, kusma ve ışık ile sese karşı aşırı hassasiyet eşlik eder. Migren atakları saatler hatta günler süren ciddi ve çok şiddetli ağrılara sebep olabilir.

Aura olarak bilinen uyarı semptomları, baş ağrısından önce veya baş ağrısıyla birlikte olabilir. Görsel veya duyusal olabilir. Bunlar, yüzün bir tarafında, kolda ya da bacakta ışık çakmaları, kör noktalar ya da karıncalanmayı içerebilir. Migren aurası ağrının başlamasından önce veya ağrının ilk gelişme döneminde olur. Oldukça kısa sürelidirler; 10 ile 30 dakika arasında genellikle 20 dakika sürerler.

Migren tedavisinde pek çok farklı yöntem kullanılsa da en sık uygulanan yöntem farmakolojik yani ilaç tedavisidir. Farmakolojik tedaviler; akut ve önleyici stratejiler şeklinde ikiye ayrılır. Akut tedavi ağrı atakları ortaya çıktığında hastayı rahatlatmak ve beyin işlevlerini yeniden düzenlemek, önleyici tedavi ise günlük düzende, ağrı olsun ya da olmasın, ağrı ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltmak amacıyla uygulanır.

İlaçlar bazı migrenleri önlemeye ve daha az ağrılı hale getirmeye yardımcı olurken bazı durumlarda ise tedavide yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple son yıllarda ilaç tedavilerine alternatif olabilecek tedavi yöntemleri araştırılmaktadır.

Transkranyal manyetik stimülasyon/uyarım (TMS), kafa derisi veya kafatasının etrafına sarılmış bir bobin boyunca meydana gelen elektrik akımının yarattığı manyetik alanı ifade eder ve cerebral korteksteki (beyin kabuğu) sinirsel iletimi, aktivasyonu ve inhibisyonu ölçebilen, zararsız bir yöntemdir. Farklı çeşitleri migren tedavisinde de kullanılmaktadır.

Derin Transkranyal Manyetik Uyarım (dTMS) da TMS’nin bir türüdür ve beynin daha derinlerini elektromanyetik akımla uyarabilir.

Roma Sapienza Üniversitesi’nden Prof. Antonio Del Casale ve ekibi derin TMS (dTMS)’nin kronik migren tedavisindeki etkinliği üzerine bir araştırma yürüttü. Katılımcılar, standart ölçütleri karşılayan ve çalışmanın başlangıcında kronik migrenden muzdarip olarak tanımlanan 14 kişiden oluşuyordu. Tüm katılımcılar, ayda en az 15 gün baş ağrısı çekiyordu ve bu durum da onların bedensel işleyişini ve yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltmış durumdaydı.

Katılımcılar daha önceden üç farklı tedavi tipine (veya daha fazlasına) yanıt vermemişlerdi. Katılımcılar 4 haftalık tedavi süresince ilaç almaya devam ederken deney grubunu oluşturan 7 kişi aynı zamanda 12 gün boyunca yüksek frekanslı dTMS tedavisini de aldı.

Derin TMS tedavisi, beynin sol tarafında daha yüksek yoğunlukta prefrontal bölgeye (DLPFC) bilateral (iki taraflı) bir modda gerçekleştirildi. Derin TMS etkisi, tedaviden önceki, sonraki ve bir ay sonra standart derecelendirme ölçekleri kullanılarakdeğerlendirildi. Çalışma süresince hiçbir yan etki gözlenmedi. Çalışmanın sonuçlarına göre; dTMS tedavisi de alan denek grubunun baş ağrısı, ağrı sıklığı, ağrı kesicilerin aşırı kullanımı ve ağrının yarattığı depresif belirtiler yalnızca ilaç alan kontrol grubuna ve çalışmadan önce yapılan derecelendirmelere kıyasla anlamlı ve istatistiksel olarak belirgin bir düşüş göstermiştir. Bu düşüş çalışma sırasında gözlemlenmiş ve bir ay sonra hala bozulmamıştı.

Araştırmacılar, daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmakla birlikte dTMS’nin kronik migreni olan hastalarda ilaca ek bir tedavi olarak etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi olduğunu belirtmişlerdir.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.