Nefret

Nefret… Psikolojik açıdan bakılırsa denilir ki; kişi hazzı engelleyen şeylerden nefret eder… Ya da aşırı veya hastalıklı hazza yol açıp içsel çatışmaları alevlendiren şeylerdir nefretin kaynağı. Mesela, ensestiyöz içerikli kompleksleri alevlendiren insan, imaj, fikir, duygu her ne ise kişi ondan nefret eder… Belki de kafanızdaki şablonlara ters düşen, anlamadığınız, anlamak için efor sarf etmek zorunda olduğunuz her şeyden nefret edersiniz. Yıkıcı bir duygudur nefret. Nefret edilen şeyi yok etmeyi hedeflersiniz. Sosyolojik açıdan ele almaya çalıştığımda, elindeki artı değeri, ayrıcalıkları, kaptırmaktan korkmaya başlayan kişi ya da sınıf ya da milletler tehdide yol açan insan, sınıf, millet ya da şeylerden nefret eder gibi gelir bana. Biyolojik açıdan bakıldığında ise ruhsal ve bedensel bütünlüğü tehdit eden şeylerden nefret edilir ve nefret duygusu beynin alın lobunun orta girintisi (middle frontal gyrus) tarafından opere edilir denmekte. Demek nefret bazen koruyucu olabilmekte, ama çoğu zaman hastalıklı ve yıkıcı bir duygu olagelmekte. Üstelik öyle kısa süreli de değil. Geldiğinde öylece yapışıp kalmakta. Nefret edilen şeyin bilinç dışına bastırılıp unutulduğu, ancak onu çağrıştıran şeylerden hareket edilerek kaynağa ulaşabildiği de akılda tutulmalıdır. Bastırıp unutma ihtiyacı duyduğuna göre insan nefret etmek istemez demek! Öyle mi dersiniz? Kiminiz evet diyor buna kiminiz şiddetle itiraz eder gibi… İtiraz edenlere de bir bakın. “Ama nefretin tatminine elverişli bir ortam doğduğunda nasılda alevlenir o bilinçaltı… Dediklerini duyar gibiyim. Şu savaşlara bir bakın. Nefretin doruklarda dolaştığı o enstantaneler… Ah o nefret, doymak bilmeyen nefret! Oysa yüce ruhların ortak özelliği nefretten arınmış olmaktır der diğerleri. Victor Hugo ustanın Sefiller’i nefretten arınmaya çalışan ruhları anlatır bir bakıma. Değil mi? Gerçeği yakalamak isterseniz her türlü kör edici duygudan uzaklaşmak gerekmez mi? Nefret bunların başında gelmez mi? Şimdi her şeyi bir yana bırakın, kendi ruhunuza dönün bir bakın… Nefretinizle tanışın ve sevgiyi nasılda ezip geçtiğine tanık olmaya çalışın. Şimdi sıra nefretinizin size kazandırdıklarında ve sevginizle kıyaslamakta… Bir de farklı açıdan yaklaşın acaba marifet sevilen biri mi yoksa nefret edilen mi olmakta. Cevap açık değil mi? O halde neden işe bir yerlerden başlanmamakta? Tabi ki sizlere ve bizlere yüce ruhlardan olmak yakışmakta… Koruyucu nitelikli nefret gelince, en iyisi gereğinde ondan vazgeçmekte… O da eksik kalsın demekte!

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.