Obsesif kompülsif bozukluk

Obsesif kompülsif bozukluk (OKB), sık görülen bir hastalık olmasına rağmen (genel toplumda yaygınlığı (% 1,6 – 2,2) çeşitli sebeplerden ötürü teşhis edilmesi gecikmektedir.

OKB, mesleki ve sosyal işlevsellikte ciddi kayba yol açabilen, yaşam kalitesini ciddi şekilde bozan ve müzmin seyreden, ancak tedavi edilebilir bir hastalıktır.

OKB tedavisinde öncelikle antidepresan ilaçlar yer almalıdır. Seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSGAI) hepsi (fluvoksamin, fluoksetin, sertralin, paroksetin, sitalopram, essitalopram) ve trisiklik antidepresanlar içinden klomipramin etkili bulunmuştur. Klomipramin hariç diğer trisiklik antidepresanlar, lityum, benzodiyazepinler, buspiron ve elektrokonvülzif tedavi yapılan çalışmalarda etkili bulunmamıştır.

Hastaların yaklaşık % 40-60’ı SSGAI ile % 30-60 oranında düzelme göstermektedir, ancak birçok hasta için birden çok ilacın kombine edilmesi gerekmektedir. Etkili güçlendirme stratejileri arasında antipsikotikler, pindolol, klomipramin ile SSGAI’nin birlikte kullanılması yer almaktadır.

Bu hastalığın tedavisinde uzun süreli tedavi gereklidir. Nitekim klomipramin tedavisine iyi yanıt veren hastaların 1 yıl sonra ilaç kesilenlerde 7 ay içinde has nüksetme oranı %90 bulunmuştur.

Hastaların % 20’si birçok tedavi uygulamalarına rağmen dirençli kalmaktadır. Uygun doz ve sürede birden çok ilaç tedavisine çok az yanıt alınan hastalar dirençli kabul edilmektedir. Psikoterapiler açısından davranış tedavileri en çok fayda sağlayan tekniktir.

İlaç tedavisinin davranışçı tedavi ile kombine olarak uygulanması etkili bir tedavi yöntemidir. Tedaviye dirençli hastalarda invaziv tedavi yöntemleri arasında yer alan elektrokonvulzif terapi, vagal sinir uyarısı ve transkraniyel manyetik uyarı (TMU) tedavilerinin etkili olduğu yönündeki kanıt düzeyi halihazırda zayıftır.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.