Öfke

Öfke… Normalde sağlıklı bir duygudur. Fakat kontrolden çıkarsa ve yıkıcı bir hal alırsa problem başlar. Kan basıncı ve kalp ritmi artar, adrenalin ve noradrenalin yükselir. Direkt sağlığı bozar. Dışardan gelen ya da anıların canlanmasından oluşan faktörler öfkeyi tetikleyebilir. Öfkenin dışavurumunda en ilkel yol şiddete başvurmaktır. Bu ilki temel içgüdüden birisi olan agresyonun dışa vurumdur. Amaç yaşamsal önemi olan taleplerin giderilmesine engel olan faktörleri yok etmek ve yaşamaya devam etmektir. Fakat kanunlar, sosyal normlar ve vicdan şiddetin önüne engel olarak dikilir. Bu durumda üç temel başa çıkma şekli kalır: kimseyi kırmadan direkt dışa vurum, içine atma, veya problem çözme, espri kullanma, nefes teknikleri, çevreyi değiştirme gibi gevşemeye yol açacak yollara başvurmadır. Bazı insanlar fiziksel (beyinleri aşırı duyarlı olabilir, engellenmeye tahammülü azaltan herhangi bir fizksel özür olabilir), psikolojik (psikopati, narsisizm vb kişilik bozuklukları, travmatik yaşam öyküsü) ya da sosyolojik nedenlerle daha fazla öfkelidir. Bu noktada başımdan geçen bir-kaç öyküyü paylaşmak isterim. Ağrı ilinde zorunlu hizmet yaptığım yıllardı. Devlet hastanesinde nöbetçi idim. Başhekim ziyaret saatlerini kısıtlamış geceleri kimseyi servise aldırtmıyordu. Sıradan bir nöbet gecenin sessizliğinde süregiderken aniden bir gürültü işittim. Personel yukarı servise çıkmak isteyen birine izin vermiyor, adam ısrar ediyordu… Arbede uzunca bir süre devam etti. Derken adam küt diye benim kapıyı tekmeleyerek içeri girdi. Aniden öfkelendim. Adam zaten burnundan soluyordu. İlk atak ondan geldi; “Yukarı çıkmak için sen izin verecekmişsin!” dedi. O sıralarda 24-25 yaşlarında bir delikanlıyım. Geldiğim kültürel yapı bu tür davranışları hoş görmeme kesinlikle engel. O hızla; ikinci hamle benden geldi; “daha bir doktorla nasıl konuşulacağını bilmiyorsun” dedim. “Ne dedik ki?” diye sordu. Bir anda ne diyeceğimi şaşırdım: “Sen?” diyorsun dedim. “Ne diyecektik?” diye sordu. “Siz* diye kısaca yanıtladım. Hala öfkeliydim. Onda ise öfke yerini hak iddia eden bir hale terk etmişti, bile. Durdu; “Ama o zaman çoğula kaçıyor!” Demez mi… Beni bir gülme tuttu ki sormayın. Şaşkın bakışlarını fazla sürdüremedi, o da güldü. Nihayet “Anlat bakalım kurallara neden uymuyorsun?” dedim. “Sokağı aydınlatan lambalardan dolayı!” dedi. Gülüşme ikiye katlandı. Oradan geçen herkes hasta yakınları tarafından görülüyordu. Eğer o kişi ziyarete gitmezse, “Önümüzden geçti de bize uğramadı diye gönül koyuyorlardı. Sonuçta Ağrı’nın sosyal bir gerçeği ile karşı karşıya idik. “Peki” dedim. “Çıkabilirsin. Ama uzun kalma” diye ekledim. Bu olaydan çıkardığım çok ders olmuştur. İnsanları yargılayıp öfkelenmeden önce anlamak, yaptığı harekete anlam vermek gerektiğini çıkarabilirsiniz. Sıkıntıyı direkt dışa vurup hakkınızı arayabilirsiniz, espri yapabilirsiniz… Neticede öfkeniz bu ve benzeri bir şekilde yutabilirsiniz. İkinci hatıram ise manik atak geçiren hastama “sen” dediğim için işittiğim azar oldu. “Siz” demeliydim. Zira o çok önemli bir insandı. Laubaliliğin anlamı yoktu. Ve öfkesini agresyona çeviren tek hastam bir psikopattı. Serviste çay içmek isteyen bunu bir başkanın hizmeti ile halletmeye çalışan psikopata “kendi çayınızı kendiniz alın” dediğim için okkalı bir tokat yemiştim… Sonuç olarak öfke vardır ve başa çıkmak çabayı gerektirir. Düşünüyorum da başa çıkıp yutmak için her şeyden önce insan sevgisi ve anlayış gerekir. Anlamak gerekir. Anlayamazsak da anlamaya çalışmak gerekir…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.