Olgu #2

Nöbetçi olduğum bir gündü. Altın kolyesini gösterecek şekilde yakası açık, kırmızı ipek gömlekli, rugan ayakkabılı, pantolonu jilet gibi ütülenmiş, daha sonra gazeteci olduğunu öğrendiğim. 40 yaşlarında bir erkek hasta geldi.

Yanında iki kişi daha vardı. Onlar da gazeteci idi. Verdikleri bilgiye göre hasta sevgilisinden ayrılmış, çok üzgündü. Durup dururken saçma konuşmalar yapıyordu. Dalgınlaşıyordu. Sonra açılıyordu. Hiçbir şey olmamış gibi sevgiliyle ilgili konuşup ağlıyordu.

Herhangi madde kullanıp kullanmadığını sordum. Kullanmaz dediler. Ayrıntılı sorgulaması, dahili ve nörolojik muayenesini yaptım. Herhangi bir patoloji saptayamadım.

O esnada hem hasta hem de yakınları sabırsızlanıyor ve en kısa zamanda hastaya ilacını verip göndermemi istiyorlardı. “Doktor bey, bu adam ne zaman üzülse buna benzer saçmalıkla yapar, hatta bayılır ve biz onu acillere taşırız.” Diyerek beni belirli bir hastalığa, konversiyona şartlamaya çalışıyorlardı. Gerçekten konversiyon için her şey tamamdı. Bu arada konversiyon demek tüm incelemelere rağmen herhangi bir anormallik saptanamayan ve nörolojik hastalığı taklit eden psikiyatrik tabloya verilen isimdir.

Onların tüm ısrarına rağmen hastayı gözleme aldım. 24 saat bekleteceğimi söyledim. Gazeteciler buna bir anlam veremediler ve nöbetçi şefi çağırması için hastane başhekimin aradılar. Basınla ilişkileri fazlasıyla önemseyen başhekim bana telefon açıp. Öfke dolu bir konuşma yaptı. Çok yaralandım. Ama ısrarla hastayı gözleme almak gerektiğine olan inancımı kaybetmedim.

Şef geldi, şef yardımcısı geldi, delirium benzeri bir tablo olduğunu açıklamaya çalıştım. O şef çok saygı değer bir insandı. Mesleğin ilk yıllarında, genç bir hekim olarak beni ezip geçmek bir yana destekledi. Hastayı ambülansla üniversite hastanesine yolladık.

Sonuçta genç adamın beyin kanaması geçirmekte olduğu (sub-araknoid kanama) saptandı. Ameliyat edildi ve yaşama döndürüldü.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.