Özgün Felsefi Psikiyatrik Aforizmalar

Ayakkabıcının Psikolojisi

Barselona’da sıcak bir yaz. Öğlen sıcağı. Ve ayakkabımın tabanı sizlere ömür. Yeni bir ayakkabı için para yok. Zaman kısıtlı. Toplantıya yetişmem lazım. Anlayacağınız durum vahim. Sokaklar ufak kafelerle cıvıl cıvıl. Mecburen oracıkta bir sandalyeye iliştim. Düşüncelerdeyim. Şansıma küfürlerdeyim.

Tarihte “Anlama”nın Önemi!

Bu kez bir psikiyatrist, bir hoca, bir baba, bir yurttaş sorumluluğu ile yazmak istiyorum. Ülkemizdeki duruma dair fikirlerimi aktaracak ve daha parlak fikirlere yol açmak isteyeceğim.

Ulusal Kimlik Ve Ruh Sağlığı

Gurbet ellerde, yüz metre ilerden benzin pompacısı ile aynı milletten olduğunu anlayabilmek… Ney sesinden etkilenip derinlere dalarken, viyolonselden hatıraları sökün etmesini ummamak. Milli maçlarda heyecandan yerinde duramamak. Aynı milletten olduğunuz için dışlanmak. Aynı dilden anlamak. Aynı atalara dede demek, nine demek. Çanakkale’de Conk bayırında tüyleri diken diken olmak. Misafirperver olmak. Konuklara zorla yedirmek. Acı eşiği yüksek olmak. Sabırlı olmak. Belirli bir millete mensup olmak… Ulus olmak. Türk olmak.

Anlamanın Yolu

Her şeyi anında anlamak mümkün müdür?! Değil mi ki, iki sıradan satranç oyuncusunun hamlelerini anlamak bile çoğu zaman zordur, hele bir de usta iseler neredeyse imkânsız… Vezir fedasına dek uzanan, görünürde acımasızlıklar, aptallıklar…

Bilgisayar tarihçem

Bilgisayar kavramını ilk duyduğumda orta ikideydim. 1974 civarları… Bizim Mustafa Tigrek’ten duymuştum. Abisi ODTÜ’de öğrenci idi. Delikli, kare şeklinde bir takım kâğıtlar gösterip bilgisayarla ilişkisini anlatırdı.

Gecenin sessizliği, düşünceler, anılar ve Sezen Aksu…

Bir ömre neler de sığarmış dersiniz ama aynı anda ömre sığmayan hayallere dalmış gidersiniz. Zaten her şey varmış bu dünyada, ama aynı zamanda hiçbir şey yokmuşa gelirsiniz.

Eğitim şart!

Eğitim sisteminin özü olayların ardındaki gerçekleri açıklamak, anlamak ve daha sonra da anlatmaktır… İşte bunlar, temel eğitim, ön lisans ve yüksek lisansa esastır…

Tarih denen şey!

Ah nerede o adını aklıma yazdığım fizik hocalarım, oysa tarih denildiğinde hep bocalardım.

Ahmet Emmi

Henüz bıyıklarımız terlememişti. Atilla önde ben arkada ilerliyorduk, ancak keçi geçer bir patikada durduk. Atilla köy çocuğu idi. O yolları ezbere bilirdi. Çam ağacının köküne basıp karşıya zıplayıverdi. Benim için ne ilerlemek ne de geriye dönmek mümkündü.

Yaşlı adamın gözyaşları

Tanımaktan büyük gurur duyduğum, tanıdığım en yüce ruhlardandı. Bir makamı vardı. Şeyhti. Babası da öyleydi. Budapeşte’nin Gülbabası ve doğuda ve batıda daha nice Allah aşıkları neyse Elazığ’ın Sadi Abisi de oydu…

Kör inanç!

Yeni gelişmelere kulak vermek lazım. Bir bakmak lazım. Eski bildiklerimizi tümüyle yerle bir edecek olsalar da, şöyle bir cesaret dostlarla ve bilenlerle konuşmak, anlamaya çalışmak lazım. Ve tabi ki yenilik denilen şeylere de hemen öyle yapışmamak ve inanmadan önce anladığından emin olmak lazım.

Üstün zenginler ve zengin üstünler!

Türkiye’nin belki de en zengin gençlerindendi. Henüz yirmi beş yaşında… Babası bir nedenle işleri gencecik zamanda ona terk etti… Anneleri o daha ortaokulda okurken vefat etti. O sıralar, babası vasıtasıyla, benden psikiyatrik destek aldığı olmuştu. Sadece destek… Herhangi bir hastalığı yoktu.