Romantik kıskançlık

Romantik kıskançlık… Sevgiyi ya da sevgiliyi kıskanmak. İngilizcesi “jealousy”… Bir de “envy” var ki, diğerlerinde olan şeyleri kıskanmak anlamına gelir ve bizde “haset” iyi bir karşılık olsa gerek… Sözünü edeceğim konu romantik kıskançlık üzerine olacak… Hekimlik pratiğimde o kadar sık rastlarım ki kıskançlıktan hastalanmış insanlara… İki şekli vardır. Birincisi “takıntı” şeklinde, bir başka ifadeyle obsesif nitelikte kıskançlık, diğeri ise psikotik nitelikte kıskançlık. Bu ikisinin ayrımını yapmakla koyulurum işe. Obsesif olanda gerçeklikle bağlantı hala korunurken, diğerinde akıl almaz inanışlar hakimdir. Sevgilisinin kendisini aldattığından emindir. Hatta eğer söz konusu olan kişi eşi ise, çocuklarının kendisinden olmadığını düşünecek kadar ileri gider. 5 aylık bebekte başlar kıskançlık. Kardeş kıskançlığına tanık olabilirsiniz. Yemeden içmeden kesilir yavrucak, diğer kardeşe fazla ilgi gösterilse. Ana memesinin bile kıskanıldığı ifade edilir bazı psikanalitik görüşlerde. Hayvanlarda bile gözlenir aslında… Eve yeni bir hayvan geldiğinde biraz ilgide azalma olsun hemen protesto başlar kedide köpekte… Gözyaşlarına boğulmuş haldedir romantik aşıklar… Genellikle cep telefonlarından alırlar haberleri! Sevgililerinin başka birisiyle yakınlaştığının en büyük delilidir mesajlaşmalar… Kahrolmuş vaziyettedirler. Kendilerine ilişkin imajları sarsılmıştır. Çirkin, işe yaramaz, yetersiz, yeteneksizdirler. Kahrolası o bir başkası tercih edilmiştir ya… Kimi zaman kıskançlık boyutunun, ölmek ya da öldürmek sınırlarına dayandığı görülür. “Hiç kıskançlık krizine girmedim!” Demeyin. İnanmam… Sizden biraz daha akıllı, biraz daha yakışıklı ya da güzel birisine dair edilmiş masum sözcüklere bile ne kadar da içerlemişsinizdir, değil mi? Özellikle gençlik çağlarında. Sevgiliniz farklı bir davranış sergilese, mesela biraz fazla makyaj yapsa, ya da değişik bir koku sürünse hemen ateşleniverir kıskançlık alevi. Kimileri kendini denetlerken, zor da olsa, kimileri ruhunu teslim eder adeta o malum duyguya. Çekilen acıya kayıtsız kalamazsınız. İnsani bir refleksle el vermeye çalışırsınız. Ama nafile. Sonunda hekime kadar gelir dayanır mesele. Başta da yazdığım gibi, ya obsesyon olarak ele alırız ve ona uygun tedavi planlarız. SSRI ve bilişsel davranışçı terapi uygularız. Ya da psikoz sınırlarında ise nöroleptiklerle hal yoluna gitmeye çalışırız… Ancak, deneyimlerime dayanarak söylemeliyim ki, denetlesek bile, kıskançlık ruhlarda derin iz bırakmakta. Acısı ölene dek yaşanmakta…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.