Sosyal fobi

Sosyal fobi… Belki de Türkçeye en iyi çevirisi “ne diyecekler korkusu” olabilir. Her psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi burada da biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler birlikte rol alır. Biyolojik olarak bakılırsa, toplum karşısına çıkıldığında hatta öyle bir şey hayal edildiğinde, “kaç ya da savaş” pozisyonuna geçişi düzenleyen sempatik deşarj olur. Çarpıntı, terleme, titreme, yüz kızarması vs tüm bunlardan dolayı sıkıntının daha da artması… Bu noktada bir hastamı hatırlıyorum. Odaya girdiğinde, daha konuşmadan, bilmiş-bilmiş; “Sosyal kaygı değil mi?” diye sormuştum. Güya büyük doktor (!) olduğumu göstermek istemiştim. Zavallı adamcağız; “yapmayın hocam o kadar mı belli!” demiş ve tüm yüzü boynuna dek kıp kırmızı kesilmişti. Belli ki şikâyetleri ikiye katlanmıştı. Hadiseye karşı önlem olarak amfetamine sık başvurulduğu göz önüne alınırsa hastalıkta dopaminerjik sistemin rol aldığı düşünülebilir. Bunun yanı sıra, SSRI grubu ilaçların etkisi serotoninin yerine de işaret eder. Sosyolojik faktör olarak, toplumlarda, örneğin bizim toplumuzda, “Aman el-âlem ne der?” Kaygısı fazla ise hastalık artar. Psikolojik olarak geçmişinde aşağılanmaya maruz kalmış insanlarda sıkça görülür. Yine ebeveynleri ya da önemli bir tanıdığı tarafından performansa programlanmış olmak ta yatkınlığa yol açar. Sık görülen bir hastalıktır. En kestirme ifadeyle hasta toplum bireyi hasta etmeye yeter diyebilirim. İçinde barındırdığı insanlardan yüksek başarı bekleyen, öyle her şeyi beğenmeyen sosyal yapılar, farkında olmadan silahı kendi ayağına yöneltmektedir. En basitinden lise ve yüksekokul sınavlarına, kamu personel alımında uygulanan sınavlara falan bakılırsa neredeyse tam puan beklenmekte, çıta ta tavana yerleştirilmektedir. İşin kötüsü sınav başarısı yüksek olanlardan “dahi”, azıcık başarısız olanlardan ise “biraz donuk” diye söz edilmekte, direkt kişiliğe girilmektedir. Hatta bazı topluluklarda bu dünya yetmemekte, insanlara öbür dünya için de ayar verilmektedir. Anlaşılan o ki; aslında toplumu tedavi etmek gerekmektedir. Toplumdaki, sanki topyekûn kendisi sual olunacakmış hissine karşı önlem almak, bir yerde ve son çözümlemede, bireylerin hesap verdiği hatırlatılmak gerekmektedir. Belki de buna koruyucu hekimlik denebilir. Tedavide ise sosyal beklentilere eleştirel yaklaşım öğretilmeli, birey performansa programlandığını fark etmeli ve iradesini elinden alan o programı “hack”lemenin bir yolu ona gösterilmelidir!

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.