Tarih değişir mi, bunun insanlar için anlamı nedir?

Z.Soner Dinç (Felsefe, Yüksek Lisans)

Gündelik hayatımızın içerisinde bile “Tarih değişmez” gibi bir takım sabitliklere gönderim yapan ifadeleri genellikle duyarız. Bunun içerisinde ilk olarak, ‘mevcut’ olanın sürekli olarak öyle kalacağı, ‘status quo’ (o anki mevcut durum) olarak işleyeceği anlamı vardır. Değişim kategorisinin içeriksel gücünü zayıflatma çabaları gündelik hayata işleyecek kadar derinden bir yapıyla inşa edilmiştir. Bu inşanın yüküyle birlikte insanlar değişim denilen büyük ve kıymetli şeyin, ya her şeye rağmen iyimserliklerini koruyarak çok zor olduğuna ya da tamamen karamsar bir ton ve içeriğe bürünerek imkânsız olduğuna inandırılmış bir durumdadırlar. Bu arka plandan ötürü, değişimin mümkün olduğunu, anlamlı olduğunu söyleyenlere neredeyse “uzaylı” muamelesi yapılacak bir çağda yaşıyoruz. İşte bu yüzden tarih, ilerleme, değişim ve özne/insanlar arasındaki ilişki son derece önemlidir.

20.yüzyılın önde gelen tarihçi ve tarih kuramcılarından olan E. H. Carr (1892-1982) “Tarih Nedir?” başlıklı kitabında üst paragraftaki kısa genel çerçeve ile birlikte düşündüğümüz zaman anlamını daha iyi bulacak olan “…ilerleme anlayışı olmaksızın, toplumun nasıl ayakta kalabileceğini de bilmiyorum” demektedir ve bununla yaşam devam ettiği sürece, iyimserlik içerisinde ilerleme/değişim/gelişim kategorisine inanmak gerektiğine güçlü bir tonda işaret etmektedir. Carr’a göre değişmeye inanmanın kendisi hayati bir önemde ve toplumsal alanın zemininin sağlam kalabilmesini sağlayan kurucu harç durumundadır, ona göre ilerleme denilen kavramının işaret ettiği potansiyel durumların gerekliliği oldukça açıktır. Carr için tarihte değişim(ler)in olduğu ve insanda bu inancın her zaman olması gerektiği noktasına yönelik belirgin vurgu, bir potansiyelin her zaman mevcut olacağına yönelik inanış vardır.

“Potansiyel” kavramı tarihteki değişimler için anahtar bir kavram durumundadır. Yunanca “potentia” kaynaklı olarak bu kavram güçlü bir içerikle henüz oluşmamış, ancak oluşabilecek olanın nüvelerini barındırması gücü itibarıyla işlevsel bir yapıdadır. Tarihte ilerleme ve değişime olan inanç da bunun üzerinden şeklini bulur. Nitekim tam olarak bu bağlamda Carr’a göre: “İlerlemeye inanmak, otomatik ya da kaçınılmaz herhangi bir sürece değil, insan yeteneklerinin ilerleyen gelişmesine inanmak anlamındadır.” (Carr, 2011: 180). Bu cümlenin işaret ettiği özlü anlam, özne/insanlar için yalnızca tarih alanı için değil, bütün bir insan bilimleri için de geçerlidir denilebilir. Her ne koşulda olunursa olsun, insan(lar)ın değişebileceği, yeteneklerini artırabileceği, hatta iyileşebileceğine de yönelik inanç, herhalde bütün bir canlılık halinin de en asli kuralı olsa gerektir. Canlılık ve değişim kavramları adeta birbirlerinin lego kavramlarıdırlar; birbirleri tarafından tamamlanırlar ve ancak o zaman tam olarak asıl anlamlarını bulurlar.

Carr’da temsilini gördüğümüz bu ilk yaklaşım ilerlemeci-değişimden yana olan kutbu temsil etmektedir. Bir de bunun tam aksi olarak tarihte döngüsellik olduğunu iddia eden kutup vardır ve bu kutup ise Oswald Spengler (1880-1936) ile temsil edilmektedir. Ana hatlarıyla döngüsel tarih yaklaşımı, bütün bir tarih alanı içerisinde büyük değişim ve kopuşlardan ziyade, sürekli olarak kendini yenileyen bir sonsuz döngü işleyişi görmektedir. Bu bağlam ile birlikte Spengler’e göre tarih alanında bir amaç ya da anlam arayışında olmak anlamsız ve de bir o kadar yanlıştır. Bununla doğrudan ilgili olarak da tarih alanında yöntemsel açıdan bilimsel bir yol belirleme tarzında çalışma yapılamaz demektedir, ona göre tarih “doğallık” ve “rastlantısallık” alanı durumundadır. Spengler’in tarih alanı içinde gördüğü döngüsellik fikri “çöküş” [Almanca: Untergang] kavramı üzerinden şekillenir ve ilerleme’yi ilkesel olarak reddeder.

Tarihte değişim fikri bağlamında ortaya atılan farklı, hatta bir bakış açısına göre zıt görüşlerle oluşan bu iki kutba eşit derece uzaklıkta kalarak bakmak, değişimlere inanan kimseler için elbette olası değildir: Döngüsellik fikri değişim ile karakterini bulan ilerleme fikrinin tam karşısında adeta bir bariyer biçiminde sabit durur. Bu konuda, döngüsellikle ilgili olarak Türkçedeki güzel bir deyiş olarak ‘kısır döngü’nün içeriğindeki üretici olmayan, nafile çaba anlamı, gelişim fikrinden olan uzaklığını da açıkça gösterir.

Değişim denilen şeyin gücü, tek tek durumlardan ve tanımlardan daha zengin içeriğiyle “iyimserlik” ile karakterize olur ve buna her çağın her döneminde çeşitli dozlarda ihtiyaç vardır. Bugün ise ona olan ihtiyacın elzemliğinden şüphe etmek bile açıkçası pek olası değildir. Büyük insanlık krizlerinden, yıkımlardan, savaşlardan çıkış, sadece iyimserce inanmakla somut çözüm önerileri ortaya atarak geliştiremez elbette, ancak eğer bu fikir olmazsa, somut önerilerin gelişebileceği sağlam bir zemin de olamaz, bunun sonucu olarak kendine uygun bir ‘toprak’ bularak yeşeremez de.

Bu anlamda tarihsel değişimleri kavrayabilmek ve de insan için anlamını idrak edebilmek için iyimserlik bireysel düzlemde değişimin ilk ve en önemli parçasını oluşturur. Tarihin de, tek tek bireylerin de ne bir döngüsellikle kısırlık içinde olduğuna, ne de değişmez bir sabit kategori düzeyinde işleyişte olduğuna değil; bunların aksine üretilmiş ve de değişebilir bir yapıda olduğuna inanmak, anlamın ilk tuğlasının konması ve anlam bütünlüğünün inşasının başlangıcına işaret etmektedir. “Değişebilir” olduğuna inanmak, her şeyin zeminini oluşturuyor.

Sonuçta önemli çağdaş tarih kuramcılarından olan Eric Hobsbawm (1917-2012) Tarih Üzerine kitabında dediği gibi “Tarih bu yüzyılda hantal ve zigzaglı bir şekilde hareket etmiş, ama gerçekten ilerleme kaydetmiştir.” Tarihin ilerlemesi ve değişimi, insanlar için de yeni ufuklar ve anlamlar taşımaktadır. Bunlara inanmak safça bir çocukluktan öte, insanın kabiliyetlerine ve potansiyellerine inanmak, onların gelişebilir yapısına güvenmek demektir. Bütünlüklü ve karmaşık yapısı içerisinde insan, her şeye rağmen iyimserliğini muhafaza ederek canlılığının hakkını verebilecektir, bu saflık olmadığı gibi, asgari düzeyde insanlığın gereğidir bile diyebiliriz.

KAYNAKÇA
Edward Carr, Tarih Nedir? (Çev:Misket Gizem Gürtürk), İletişim Yayınları, 2011
Eric Hobsbawm, Tarih Üzerine (Çev: Osman Akınhay), Bilim-Sanat Yayınları: Ankara

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.