Tarih denen şey!

Ah nerede o adını aklıma yazdığım fizik hocalarım, oysa tarih denildiğinde hep bocalardım.

Derken, son sınıfını okuduğum Ankara Kız Lisesi aklıma gelir. O kara kaplı kitaplar, adını bile hatırlamadığım hocalar ve neredeyse tarih yüzünden sınıfta kalmalar. Anlamadığımı gördükçe, babama zekâmdan şüphe ettiren, bir dizi entrikalar, savaşlar, barışlar, kısacası olaylar. Firavunlar, krallar, padişahlar, komutanlar, falanlar filanlar… M.Ö.’ler, M.S.’ler, ikonlar, sütunlar, semboller, heykeller, Nefertitiler, ne bileyim ben, zihnimde uçuşan onlarca günler, kişiler, yerler ve kavimler, nesiller ve şeyler…

Nihayet, bir gün, anlamaya çalışmak geldi aklıma. Bir savaş hikâyesi vardı karşımda. Ne gibi bir “anlama!” olduğunu hiç hatırlamam ama “anladım!” demiştim babama, “şimdi ezberleme vakti” diye eklemiştim. Rahmetli sevinmiş; bir ümit, “aferin” demişti…

“Sadece sınıflar savaşıdır.” diyen bir Marx’a da bakın, gidin sonra “Bizim kavimdir tarihi belirleyen.” diyenlere kulak kabartın…

Oysa şimdi anlıyorum ki üç şey önemli tarihte; sömürmek-sömürülmek, bilim-teknolojide ilerlemek, tarih sahnesinden tez zamanda silinmek ya da geçmişinden sürekli ders alıp uzunca bir süre devam edip gitmek…

Geçmişinden ders alanlar ezilmez, kolay silinmez ve gerilemez gibi gelir bana. Almayanlar ise devam edemez bu yolda. Bakıyorum da şu Anadolu’ya, ne güçlü devletler, ne kavimler, ne nesiller gelip geçmiş… Peki, ne olmuş da kısa zamanda silinmişler? İşte işin sırrı orada. O büyük ve tek gerçekten uzak durmakta, “Bana bir şey olmaz!” demekte, şımarmakta ve akıl ve bilim yolundan uzaklaşmakta… Zekâ, hırs, dogma ve aymazlık yolunda ısrar etmekte!

Neyse, büyük yarar var gezip görmekte… Kim geçmişinden ders almış, kalmış ayakta, kimlerse direnmiş çabucak yok olmuş hayatta, böylece anlamakta…

“Vay be, ne milletmiş ama!…” dedirtir kendine bazı tarihin derinliğinden seslenen o kavimler, bir an gözlerimizi boyarlar yaptıkları işlerle. Oysa soruyorum, onlar şimdi nerede?

Derken, o büyük soru gelir akla “Geçmişte ne görmeli?” Bu kâinatın bir sahibi olduğunu bilmeli, mikdar-ı kâfi ile yetinmeli, ezilmemeli ama ezmemeli, bilim ve akıl teşvik edilmeli, böylece tarih denen sahneden kolay kolay silinmemeli…

Sonuç olarak yarar var çocukluk hastalıklarından arınmakta, “Her şey benim, ben her şeyim!” sanmamakta… Tarihten ders almakta, hatalara, kör ve yalan inançlara sapmamakta, kısacası yanlış adreslere tapmamakta!

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.