M

Tarihte “Anlama”nın Önemi!

Bu kez bir psikiyatrist, bir hoca, bir baba, bir yurttaş sorumluluğu ile yazmak istiyorum. Ülkemizdeki duruma dair fikirlerimi aktaracak ve daha parlak fikirlere yol açmak isteyeceğim.

Hiç unutmam. Lise sondayım. Ankara’da… Tarihten neredeyse sınıfta kalacağım. Hoca, kitabı satır-satır ezberletiyor ve ben bundan hiç hoşlanmıyorum. Nihayet son sınav ve olay “ölüm kalım” meselesi. Konu Osmanlı-Rus savaşları. Ezberlemeye uğraşıyorum. Bir türlü olmuyor. Aklımda kalmıyor. Sonunda kendi kendime; “Madem mecbursun bari zevk almaya çalış!” dediğimi hatırlıyorum. Öncelikle olayı bir anlamaya karar veriyorum. Kafamdan sıralıyorum. Mesele nedir? Hedef nedir? Neden savaşılıyor? Aktörler kimlerdir? vs… Sıralıyorum. Sonra eldeki kıt kanaat kaynaklardan, sorulara yanıt aramaya koyuluyorum. Ne yalan söyleyeyim zevk almaya başladığımı hatırlıyorum. Adeta fizikten aldığım zevke yakın bir şey…

Düşünsenize her şeyin bir sebebi var. Ve gelişmelere bakılırsa olay tam bir oyun. İçinde acıların da, sevinçlerin de dibine kadar yaşandığı, ilahi diyebileceğimiz bir oyun.

Uzun lafın kısası, olayı elden geldiğince ve o günkü materyallere ulaşma olanakları el verdiği ölçüde anladıkça ezberlemek sorun olmaktan çıkmıştı. Birtakım aktörler başka bazı aktörlerin oyuncağı olmuş, kendini vezir zannedenler aslen piyonmuş, geri planda her zaman ekonomik ve sonra da siyasal ve psikolojik çıkarlar varmış falan. Sonunda her şey herkesin malumu bir kaç basit kurgudan ibaretmiş. Nihayet sınıfı geçmiş ve babamdan kocaman bir aferin almıştım. Ne için mi? Anlamaya çalıştığım için. Sınıfı geçtiğim için değil. Ne güzel bir adamdı benim babam…

Günümüze geldiğimizde, halen benim için tarih bir süreç ve bir oyun meselesidir.

Bakıyorum da, gençler en ufak bir siyasal ve ekonomik sorun karşısında ümitsizliğe kapılıp ülkeyi terk etme noktasına dek gidebiliyorlar. Oysa anlamaya çalışsalar ve oyunu çözebilirseler ne büyük bir şevkle sorunları halletmeye yönelecekler.

Bu noktada psikoterapinin özüne değinmekte yarar var. Kısaca olay “anlamak”tan ibarettir.

Sonrası, olacakları kestirmek ve sabretmek, önlem almaya çalışmak vs. bir dizi olgun savunmayı beraberinde getirecektir. Ruhlar şenlenecek ve özgür hissedilecektir. Karanlık bitecek ve aydınlık belirecektir.

Ülkemizde son yıllarda yaşanan olumsuzluklar doğrusu bende ciddi bir ümitsizlik yaratmadı. Yaratmıyor. Her şeyden önce güçlü bir devlet geleneğimiz olduğu açık. Nereden mi belli? Bir kuruşluk hesap için tonlarca bürokrasi ve kâğıt sarfiyatından belli… Bir kere, her şey kayıt altında ve hesabı tutulmakta. Devletin geleneksel gücüne ilişkin daha pek çok şey sıralayabilirim.

Kısacası, süperegoyla bir kere barışmak ve ona güvenmek gerekir.

Ancak, böyle bir devletin ordusu, yargısı, üniversitesi ve genel olarak tüm kurumları ne yazık ki, tarihte kısa sayılabilecek bir süre için, utanç içine sokulmuştur. Ta ki Genelkurmay Başkanı terörist ilan edilene dek…

Şimdi soruyorum; bu devlet, Cumhurbaşkanından en alt memuruna dek, refleksif bir şekilde, yaşanan tarihsel süreçte aktör olur mu? Olmaz mı?

Neden ve kimler devletimizi utanılacak noktalara itme cüretini göstermiştir? Buna ilişkin bilgiler sağır sultanın bile malumudur artık. Onun da geri planında yatan şeyler tümüyle uluslararası ekonomik ve siyasal nedenlere dayanmaktadır. Düşman bir yere dek süren başarısını insanoğlunun fıtratındaki hırs ve zayıflığa borçludur. Yapılanma, hırslı ve zayıf insanların iştahını kabartmış, makam ve servete ulaştırmıştır. Bu evrensel zaafın üstüne bir de dinin sağlıksız yorumu, 28 Şubat döneminin başarısız muhalefeti vs. eklenmiştir.

Peki, FETÖ neden çökmektedir? Buna cevap verirken öncelikle Cumhurbaşkanının, son çözümlemede, gösterdiği kararlılığa işaret etmekte yarar vardır. Gerisi Kurtuluş Savaşında Maraşlıların duruşunda gizlidir. Fransız işgaline karşı devlet büyüklerinin icazeti nedeniyle uzun süre sessiz kalan halk, bir gece ansızın düşmanı anasından doğduğuna pişman etmiş, atlarının nallarına keçe bağlayıp gece yarısı şehri terk etmek zorunda bırakmıştır. Demek Türk halkının kırmızı çizgileri vardır. O noktadan sonra hak, adalet, namus konularında artık kabadayıdır.

Anlaşılan uzun süre utanç içinde yaşayacak bir millet olmadığımız açıktır.

Şimdi sıralayalım, son yıllarda ülkemizde sorunlar vardır. Ana mesele olan FETÖ hallolana dek devlet refleksi devam edecektir. Yani önceliğe onu almaktadır.

Sonrasında ise, hırsa gem vuracak hukuk ve zaafa dur diyecek eğitim sistemlerinin ıslahı önceliklerdeki yerini alacaktır.

Sürecin son noktasında sağlıklı bir ekonomik düzen, uluslararası arenada belirlenecek gerçekçi bir pozisyon, iktidar ve muhalefet yapılanması ile ülkemiz düze çıkacaktır.

Özetle demem o ki, süperegomuzu temsil eden devlet kurumları darbe yese de güçlüdür. Kaotik durumlarda işin içinden çıkabilecek, tepkisel ve çocuksu olmayan, olgun ego savunmalarımız vardır. Karanlık dünyaların icabına bakacak yeterli sabır ve inancımızdan yana şüphemiz yoktur.

Ezcümle kaçmak değil, yeniden inşa için çarpışmak zamanıdır.