Travma sonrası stres bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğu… İngilizcesi PTSD (Posttraumatic Stress Disorder)… Bazı acımasız anılar hatta rüyalar vardır ki iz bırakır. Saldırıya uğrarsınız, ya da bir felakete maruz kalırsınız. Zaman zaman hatırlar dehşete düşersiniz. O an, bir imaj olarak belirir (flashback), kâbuslara konu olur. Flashback nedir diye soran olursa, sanki olayı yaşıyorcasına hatırladığınız andır derim. O anı hatırlamaktan köşe-bucak kaçarsınız… Olayı hatırlatan şeylerden uzak durursunuz. Enerji düşer, depresyon belirir, hiç bir şeyden zevk alamazlar. Yaşam sevinci gittikçe azalır. Dostlardan uzaklaşılır. Sevgi hissedemezler. Aşk biter. Geleceğe ilişkin planlar sona erer. Uykusuzluk, kabuslar, konsantrasyon güçlüğü, irritabilite, irkilmeler… Gerçeklikten kopabilirler, dissosiye olabilirler, bu ben miyim? Diye sorgular, kendilerine, her şeye karşı yabancı hissederler… Paranoya başlayabilir… Tüm bu bilgileri aklımızda tutalım ve bir kadının hayat hikâyesine kısaca bir göz atalım… 45-50 yaşlarında bir kadın hasta… Başörtüsünün altından bir kaç gri saç tutamı, korku dolu, ama ümidini yitmiş yorgun bakışları ile karşımda oturdu. Hiç konuşmak istemez ama” beni anlayın” ne olur? Dercesine öyle monoton ve alçak sesle konuşuyordu ki… O anda kapının dışından derinden gelen bir telefon sesi ile aniden irkilip arkaya bakmasa salt bir depresyon derdiniz. O andan itibaren sorgulamayı derinleştirme ihtiyacı duydum. Hayatında travmatik bir olay var mıydı? Evet vardı! Babası… Kahrolası akşamlar… Yaşamak istemediği saatlerdi… Yine babası eve gelecek ve annesine ve çocuklarına karşı dehşet saçacaktı. Hele gecenin geç saatleri, bir de alkolün etkisiyle… Yatağında yorganın içinde kaybolmak isterdi, kulaklarını tıkar sessizliği özlemle beklerdi… Evlendiği erkekte en ufak bir ses tonu artışı yıkılmasına, yok olmasına yetecekti… Bu hayatta ne sevdiği bir insan ne de bir dostu vardı… Dertleşmek ona göre bir şey değildi. Acılar içinde ve içindeki acılarla yaşamak zorundaydı. İki çocuğu vardı. Ne onların, ne kendisinin geleceğinden hiç ama hiç ümidi yoktu. Uykusuz kâbus dolu geceler, uyusa da uyanık geçen geceler, en ufak bir sese ışığa tahammülsüzlük artık hayatın parçası olmuştu. Her kes öyle sanıyordu. En kötüsü de içine akıttığı gözyaşlarıydı… Hiç ağlayamıyordu. Zaman zaman aynaya bakıp bu ben miyim diye soruyordu. Korkuyordu. Bu hayatta her yer ona gurbetti… Bitmesi için dua etiği bir hüzün yolculuğunda idi. Zar-zor geçinen bu kadın, insanüstü bir gayretle, belki de son bir hamleyle bana gelmişti. Bu çabası elbette karşılık bulacaktı. Ne de olsa tıbbın yabancısı olmadığı bu hale ilişkin epey bir bilgi ve birikim vardı… Bunu tahmin etmek için, şu yaşanan trafik kazalarına, savaşlara, aile içi şiddete, depremlere bir bakmanız yeterli olsa gerekir.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.