Türkiye’de Tıp Eğitimi

Dile kolay 30 yıllık hocalık geçmişim var. Zaman içinde değişmek kaydıyla, ortalama her yıl 650 öğrenci yetiştiren bir kurumda, Cerrahpaşa’da hocalık. Gerçek bir ayrıcalıktır. Bunu derken afaki bir iddiada bulunmadığımı şöyle ifade edeyim. TÜİK verilerine göre şu anda ülkemizde yaklaşık 140.000 hekim aktif olarak çalışıyor. Bir hekim ortalama 30 yıl çalışsa yılda orduya katılan doktor sayısı kabaca 140.000/30=yaklaşık 4.700. Cerrahpaşa’nın yıllık doktor sayısı, geçmiş yıllardaki kontenjanı da hesaba katarsak 650 olup sonuçta 4.700/650=yaklaşık yedi.

Kendi öğrencilik ve asistanlık yıllarımı çıkarırsak demek Türkiye’deki yaklaşık her 6-8 doktordan birinde emeğimiz var…

Bu durumda ülkemizde tıp eğitiminin durumuna ilişkin benim de söyleyecek iki çift lafım var. Olmalı da.

1979-85 arasında kendi öğrencilik yıllarımda siyasal atmosfer tam anlamıyla sürreal bir rüya halindeydi. Günde onlarca bizler ölüyorduk. Dünya da böyle bir şey yoktu. Olmamıştı. Ne ekonomik, ne tarihsel hiçbir alt yapısı olmayan anormal bir durumdu. Buna rağmen olağanüstü özveriyle bizleri yetiştiren hocalarımız vardı. Hepsi ellerinden öpülesi gerçek birer kahramandı. Ekrem Kadri Unat, Talia Balı Aykan, Meliha Terzioğlu, Ayhan Songar, Orhan Ulutin, Agop Kotogyan, Aram Suksasyan, Adnan Salepçi. Hepsini teker teker sayamadığım için çok üzüldüğüm daha niceleri.

Hocalarımızın değerine ilişkin şu iki anekdotu paylaşmak isterim. Ağrı’da zorunlu hizmet yapıyorum. Hacettepe ki ülkemizin bir başka güzide kurumudur, mezunu bir meslektaşla uzmanlık sınavında başarı şansımızı belirleyen faktörleri konuşuyoruz. Dedim ki; “Patoloji bilen 70 puanı alır ve psikiyatriye girer. Bu durum da bizim Cerrahpaşalılar için 70 çantada keklik”… “Sen kaç puan aldın?” diye sordu. “70” dedim. “Ne çalıştın?” dedi. “Sadece Patoloji” diye yanıt verdim. Gülüştük.

Sonra hocalarımızı çok yakın bilirdik. Yine Ağrı’dayım. Parazit hastalığı çok fazla. Bunun önemli nedenlerinden birisi tezek meselesi. Sağlık müdür yardımcısıyım. Ekrem hocayı aradım telefonla. Durumu anlattım. “Acaba tezek çukurlarını sterilize edecek bir çare bulsak ne dersiniz?” dedim. “Aman evladım” dedi “olmaz”. “Zira orada insanlar tezek sayesinde kendi kendilerini çocuk felcine karşı bağışık kılıyorlar”. Heyhat o günlerden “aşıya ne gerek” diyen sözde hocalar dönemine geldik… Çok yazık…

Bu satırları okuyan kardeşlerimin ekleyeceği o kadar çok anı var ki… Eminim o yılların hocaları ve eğitim sistemine toz kondurmayacaklardır.

1985 de mezun oldum. Aradan 33 yıl geçti. Çok şeyler değişti. Bir kere piramit tersine döndü. Profesör sayısı çok artarken doçent ve uzman sayısı çok azaldı. Böylece hocalar tanınmaz hale geldiler. Nicelik o halde iken, nitelik ne hallere geldi?

Son zamanlarda öğrenciler farmakoloji, patoloji, hatta anatomi gibi temel dersleri isterse görmeden bitirebiliyorlardı. Komite sistemi denilen bir sistem bazı önemli dersleri görmeden bitirmeye olanak veriyordu. Rezalet… Atropin, zirai ilaç zehirlenmesi vs. nasıl tedavi edilir, bilmeyen hekimler yetişir hale geldi.

Hocalar ciddi değer kaybına uğradı. 12 Eylül öncesinde yaptığı iş uğruna canını veren yüce ruhlar şimdilerde büyük çoğunlukla kişisel çıkarlarını bir türlü terk edemez korkak birer vatandaş haline geldiler. Geldik.

Kendime bakıyorum da her 6 doktordan birini “yetiştirmiş” bir hoca olarak yüzde bir tanınırlığa sahipsem öpüp başıma koyacağım.

Peki, yurt dışında durum nedir? Bir kere oralarda tam zamanlı profesör sayısı bir elin parmakları kadar azdır. Öğrenci desen günde en az 100 sayfa okumak zorundadır. Onu da anlayarak…

Uzun etmeyeceğim. Bu işler böyle olmaz. Olamaz. Olmamalıdır.

Bu arada Türk hocalarda iş yok sonucuna ulaşmak çok hatalıdır. Zira Ekrem Kadri, Mazhar Osman hep birer Türk doktordu.

Bence, en kısa zamanda hocaların tamamını sınava tabi tutmak gerekir. Sistemi ülke gerçeklerine uygun ki bence klasik hale getirmek, her dersin ağırlığını dengelemek şart.

Salt yayın sayısına bakarak hoca olmak kesinlikle yürümüyor. Empatisi yüksek, ulusal sorumluluklara önem veren yaptığı işin ciddiyetine vakıf olmak kesinlikle olmazsa olmaz şeylerdir.

Yoksa vücutta iki beyin olduğunu zanneden hekimlere teslim oluruz. Yani inanmayacaksınız, ama o da başıma geldi. Beşinci sınıf öğrencisi insanda iki beyin var zannediyordu!!!

Yazıktır, günahtır…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.