Üç Harfliler

Orta boylu, göbekli, tıknaz adam hekimin karşısına oturduğunda gülümsüyordu. Gayet neşeli bir hali vardı. “Benim hikâyem biraz uzun ve karışık!” diyerek klasik bir açılış yaptı. Klasikti çünkü hemen her hasta aynı açılışı yapardı. Hekimin, önce şimdiki şikâyetlerinizi anlatın demesi nafile bir çaba olacaktı. Cevaben o en baştan anlatmaya koyulmuştu bile.

Üç yıllık evliydi. Çocukları olmuyordu. Yapılan detaylı incelemelerden sonra kendisinde sperm üremediği ortaya çıkacaktı.

Çeşitli tedaviler denenmişti. Hala da denenmekteydi ama henüz bir gelişme yoktu.

Bir gün eşine dilerse kendisini bırakabileceğini söyledi. Ne de olsa genç bir kadındı. Çocukları çok severdi. Kendisinden de ümit yoktu. O halde en doğrusu boşanıp yeni bir düzen kurması olacaktı.

Fakat karısı onu çok ama çok seviyordu. “Çocuk şart değil.” diyordu. “Sen ve ben yeteriz.” Ama genç adam mantıklı olmak adına kararının en doğrusu olduğunu iddia ediyor ve boşanmak için eşine adeta baskı yapıyordu. Ve lakin duyguları başka telden çalıyordu. Eşini seviyordu. O boşanmaya itiraz edip baskı karşısında ağlamaklı oldukça üzülüyor ve acıyordu.

Konu adamın ailesine yansıdı. Anne-baba önce öğüt verdiler. Olmadı kızdılar. Onda da başaramayınca anladılar ki genç adam üç harflilere esir düşmüştü! Aile Anadolu’nun bağrından çıkıp İstanbul’a yerleşmişti. Ve kültürel olarak böyle bir inanç normal kabul edilebilirdi.

Böylece birçok hocanın kapısı eskitilecekti. Hocalar değişik yorumlarla olayı ele alacaktı. Ama söz birliği etmişçesine ana-babaya hak vereceklerdi. Genç adam maalesef tümüyle cinlerin tesirindeydi. Hatta onlardan birine göre adam bir cinle evlilik yapmış, iki de çocuk sahibi olmuştu. Tek çare adamı cinlerden arındırmaktı. İstanbul’un en mahir cin çıkaran hocalarına gittiler. Genç adam hekime maceralarını teker teker anlatıyordu. Bunlardan birisi onu çok etkilemiş olmalıydı ki özellikle vurguluyordu. Cin çıkaran şahıs bu kez ilk defa iri kıyım bir kadındı. Anlattığına göre hamam tellaklarına benziyordu. Sakallı ve bıyıklı, güçlü kuvvetli bir hatundu. Zavallı adamı yatırıp altına almış, güçlü parmakları ile vücudunun her köşesini tırmalamıştı. Ama nasıl bir tırmalama. Hastamız adeta ciyak ciyak bağırmak isteyecek, gözlerinden yaşlar gelecek fakat sesini çıkaramayacaktı. Seans sonrasında babasına “Buraya bir daha asla!” diyecekti. Ancak yaşadığı işkenceye inandıramayacaktı. Baba tırmık izlerini soracak, adam iz olmadığını çünkü cin çıkarma operasyonunun elbiselerinin üzerinden gerçekleştiğini söyleyecekti.

Hocalardan bir başkası cinlerin kulaktan girdiğini söyleyecek kulak kepçelerine tüm gücüyle asılacak ve kulakların içine var gücü ile üfleyecekti. Seanslardan kulaklar kıpkırmızı çıkacak, bir süre ses işitemez hale gelecekti. Ama cinler bir türlü çıkmak bilmeyecekti. Bu esnada tabi her seans ücrete tâbi idi. Cinler direndikçe ailenin eli ekonomik anlamda zayıflamaya yüz tutacaktı.

Nihayet genç adam daha fazla dayanamayacak ve cin görmeye başlayacaktı. İrili ufaklı karanlık bazı objeler. Artık cinler âlemindeydi.

Bunun üzerine anne teşhisi koyacak ve adamı psikiyatriste götürmeye karar verecekti. Bu kararda artan hoca harcamalarının önemli bir etkisi olacaktı.

Hekim hikâyeyi dikkatle dinledi. Gerekli soruları ince ince sordu. Cevapları değerlendirdi. Olası bütün tanıları gözden geçirdi. Epilepsi olasılığına dek çalıştı.

Sonuçta genç adamda kayda değer, büyük, müdahaleyi gerektirecek bir hastalık bulamadı.

Neticede belirtiler kültürle açıklanabiliyordu. Ve genç adam telkine çok açık ve aynı zamanda dediğim dedik türünden inatçı bir kişiliğe sahipti.

Özetle aklı yerindeydi ve sağlıklı bir şekilde düşünüp kullanması önerilecekti. İşini kolaylaştırmak üzere bir kaç seans psikoterapi de eklenecekti.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.