Yalancılık

Yalancılık… Odaya girdiğinde etrafı şiddetli bir parfüm kokusu aldı. Hafif topluca, son derce şık giyimli, yetmiş, yetmiş beş yaşlarında bir bayandı. Tepeden bakan halleri ile elit bir kişilik sergiliyordu. “Tedaviye dirençli depresyonum var! Yıllardır çekerim. Gitmediğim doktor kalmadı. Sizi duydum. Hadi bir de sizinle deneyelim bakalım. Belki bir çare bulursunuz.” Kullandığı kelimeler, jargon vs. tıpla ilişkili bir insan izlenimi veriyordu. Nitekim fazla uzun sürmedi, kendiliğinden eski bir jinekoloji profesörü olduğunu ifade etti. Birçok hocanın adını, özelliklerini soluksuz sıraladı. Hastalığı ile ilgili bilgilere geçildiğinde ayrıntılarda kusur yoktu. Ama insan kendini geri çekip şöyle bir dışardan baktığında bir tuhaflık sezinliyordu. Eski Osmanlıdan gelen bir soyağacı vardı. Neyse, uzun etmeyelim, tam eskilerden, otoriter, her şeye hakim bir profesörle uzun süren bir görüşme oldu. Sonunda fikrimi söyledim. Tedaviye direnç hakkındaki teorileri vs. gayet bilimsel açılardan birlikte ele aldık. Tedavi için konsülte ettik. Sonunda odayı terk etmek üzere ayağa kalktı. Ben de kalktım. Büyük bir çaba ile kapıya kadar eşlik ettim. Elini öpüp alnıma koymam için hamle yaptı. Hani bayandır belki ayıp olur diye düşünmesem onu da yapacaktım. Nazikçe elini sıkarak yolcu ettim. Birkaç dakika sonra orta yaşlı bir adam odaya girdi. “Az öne çıkan bayan hakkında konuşmak istiyorum.” dedi. Hastalarıma dair konuşmak istemediğimi söyledim. Hasta hakkında benden bilgi almayacağını sadece birkaç dakika bilgi vereceğini ifade etti. Bir de oğlu olduğunu söyleyince buyur etmekten başka çare kalmadı. “Size profesör olduğunu söyledi, değil mi?” diye sordu. Cevabımı beklemeden “Jinekoloji hocası olduğunu da ekledi mi?” diye devam etti. Osmanlı geçmişinden, diğer tıp profesörlerinin şeceresinden, neden bahsettiyse de hepsini teker teker sıraladıktan sonra en nihayetinde hafif aldırmaz ama daha çok utanan bir yüz ifadesiyle “Tümü yalan!” deyiverdi. Hafiften bir elektrik çarpmasına uğradım sanki. Yıllardır gittiği her doktora aynı şeyleri söyler ve inandırırdı. Ne yapmalıydım? Düşündüm. Bir sonraki seansa dek ellememekte ama ikinci seansı hemen ertesi güne organize etmekte karar verdim. Günler süren bir muayene sürecinden çıkan sonuç kocaman bir sifilizdi. Hastam yalan söylemiyor. Anılarındaki boşlukları dolduruyordu. Meslek hayatımda birçok yalancı görmüştüm. Ama hiçbirisi mutlu değildi… Kimisi bizim profesör gibi organik, kimisi sosyal, kimisi psikolojik nedenlerle derin açmazlar içindeydi.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.