Yalnızca geçmişe sarılmak veya yalnızca geleceğe bakmak: Neden ‘şimdi’?

(Z. Soner Dinç, Felsefe, Yüksek Lisans)

Mevcut dünyayla kurduğumuz ilişkilerde bir ilk adım noktası, bir başlangıç yeri tayini olarak hangi zamansallık kipinin merkezi derece belirleyici gücü olan bir konumda olacağı konusu da, insan için zaman zaman cevap verilmesi zor olan bir ana soru olarak ortada durmaktadır. İnsan hiç geçmişi düşünmemeli mi ya da tersi olarak insan gelecek üzerine planlar yapmamalı mı? Merkezi konumda geçmişin mi, şu anda mevcut olan dünyanın mı, yoksa yalnızca geleceğe yönelik umut ve beklentilerin mi kişi için bir düşünsel hareket noktası olacağı sorusu önemli bir sorudur. Geçmişte yaşadığımız zor, acı ve travmatik olaylara sürekli bir şekilde bağlılık da, gerçeklikten tamamen kopmuş bir şekilde sadece geleceğe yönelik olarak bugünün dünyasında hareket etmek de, galiba olağan bir düşünme biçiminin dışında olan şeyler gibi görünmektedir. Bizce doğrusu ‘şimdi’ kavramının içinde, onun işaret ettiği çok anlamlılıkta saklıdır.

Bu soru filozoflar için de tarih düşüncesi bağlamında merkezi bir soru olagelmiştir. Örneğin 19.yüzyılın önde gelen Almanyalı filozoflarından biri olan Hegel’in (1770-1831) tarih teorisi mevcut olandan, yani başka bir deyişle ‘şimdi’ kavramından hareket etmektedir. Zira ona göre bu kavram özlü bir biçimde hem geçmişin ve hem de geleceğin nüvesini içerisinde barındırmaktadır. Öyle ki Hegel’e göre: “Geçmişi ele aldığımızda ve uzaklarda kalmış bir dünya ile uğraştığımızda, tin için/açısından, çabalarına bir ödül olarak kendi etkinliğinden çıkan bir şimdi oluşur.” (Hegel, 2015: 16). ‘Şimdi’ (Almanca: Gegenwart) ya da ‘şimdiki zaman’ kavramlarının Hegel’in tarih felsefesine dair belirleyici özelliği olan kavramlardan biri –hatta belki kavramın gücü ve kuruculuğu itibarıyla en merkezi olanı- olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Hegel’in özgün düşünce dünyasında, bitmeyen bir tarzda ve yoğun bir ısrarla devam eden bir biçimde geçmişin hatıraları ya da olaylarıyla hareket etme, bir şekilde onlarda yaşama ve onlara bir anlamıyla bitmek bilmeyen bir biçimde bağlı kalma durumunda ortaya çıkabilecek olan nostaljiye gömülme ve/veya geçmişin çok iyi olduğuna dair bir ideal varsayımla o anlar bütününün romantize edilerek kullanılması riski barındıran geçmiş kavramını; ya da tarih kavramı üzerinden giderek henüz yaşanmamış, henüz oluşmamış olan bir dünyaya ilişkin çeşitli kestirimler (hatta kehanetlerde bulunma) yapma girişimlerine sebebiyet verebilecek olan gelecek kavramından ziyade –ancak bunların karşılıklı olarak birbirlerini etkileyen ilişkilerini de yok saymadan-, somut olarak şimdi kavramı üzerinden, şimdi kavramını merkezine alan ve onun çeperinden yükselen bir tarih teorisi geliştirmektedir diyebiliriz. Bu geliştirilen teorinin sadece tarih için değil, insan bilimlerinin tamamıyla yakından ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. En çok da psikoloji ve psikiyatrinin ilgisinde durmaktadır elbette. Geçmiş, şimdi ve gelecek zamansallık kipleriyle kurulan ilişki kişinin aynı zamanda gerçek dünyayla olan bağını da esastan göstermektedir.

Gerilerde kalmış bir yaşantıların toplamı olarak geçmiş ve henüz yaşanmamış hayali bir dünyaya işaret eden gelecek kavramlarının kesişim anı olarak ‘şimdi’ kavramı gerçekçi bir tarih teorisi ve insan bilimsel yaklaşım için kurucu bir işlevdedir. 20.yüzyılın filozoflarından olan Almanyalı Ernst Bloch (1885-1977) da bu konuya odaklanır. Bloch, Hegel’in geçmiş ve gelecek ile kurduğu ilişkiden hareket ederek onun yöntemine dair, Romalı tanrılardan olan ve bir yüzü ileriye öteki yüzü ise geriye bakan bir figür olarak Janus’tan hareket ederek “Januskopf/Janus kafası” benzetmesi yapmaktadır (Bloch, 1971: 229). Bunu söylerken Bloch, Hegel’in yöntemine dair bir eleştirel tutum içerisinde olsa da, bu iki tarafa da bakma halinin kendisini biz, ‘şimdi’ kavramında odaklanılan bir yoğunlaşma olarak da okuyabiliriz. Şimdi hem geçmişi içermekte hem de geleceğin henüz oluşmamış olan dünyasının nüvelerini içerisinde bir potansiyel durum biçiminde barındırmaktadır. Kişi için gerçekçi, ayakları gerçek zeminine basan, bu dünyayla doğrudan pozitif yönde bir ilişki için, neden şimdi kavramı merkezi bir konumda bulunmalıdır, bu örneklendirme üzerinden daha iyi anlayabiliyoruz diyebiliriz.

Gerçekten de şimdi kavramı, Hegel’in tarih felsefesi sistemi içerisinde ve de genel olarak gerçekçi bir olağan düşünüş biçimi çerçevesinde, hem geçmişe hem geleceğe aynı anda bakma imkânını sağlayan ikili işlevdeki özgün yapısı itibarıyla bir ‘Janus kafası’ işlevini görmektedir. Bildiğimiz gibi onun (her bir insanın da diyebiliriz burada) bir yüzü olmuş bitmiş olan, ancak etkisi elbette mevcut dünyada hala devam eden bir yapıdaki şey olan geçmişe dönük olarak onunla ilgiliyken; tam aksi yönüne doğru bakan öteki yüzü ise, içerisinde onun potansiyellerini, ondan nüveleri taşıyan izleri de barındırması bakımından da geleceğe yönelmiş bir durumdadır denilebilir.

Bu eş zamanlılık, iki farklı yöne ve aynı zamanda iki farklı zamansallık boyutuna doğru yönelmiş olan iki zıt yöndeki kafasıyla birlikte ‘şimdi’ kavramı, bu iki alanın orta noktasında durmaktadır ve belirleyici gücü de buradan gelmektedir. Zira olmuş olan varlık ile kastedilmekte olan şey zamansal, mekânsal ve de mantıksal olarak ‘şimdi’dir ve oluşmak durumunun kendisi içerisinde bu haliyle doğal olarak olmuş olanı önceleyen geçmişin izlerini de taşımaktadır. Hegel tarafından ‘şimdi’ kavramının bir ilk hareket noktası olarak seçilmesi ve içeriğindeki yoğunluk bu bütünlüklü ilişkiselliğiyle ilgilidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki hiçbir insanın geçmişi olmamış gibi, o yokmuş gibi bir tarzda ona yaklaşması, hiç üzerine düşünmeyen bir tavır ve tutumlar içinde olması da, verilerinin hiçbir şekilde bugünden bakıldığı zaman kestirilemeyeceği bir gelecek dünyasının hayali boyutlarında olması da, olağan düşünüş biçiminin sınırlarının ötesine geçmektedir. Bu demek değildir ki, kişi için geçmiş de gelecek de önemsizdir, bunlar üzerine düşünülmemesi gereken kavramlardır. Bilakis, bunların bütünlüğü ve biraradalığı kişinin kişisel tarihini oluşturması bakımından önemlidir. Burada vurgulanmak istenen nokta, şimdi kavramının güçlü somut ve gerçekçi yapısını başlangıç noktası olarak tespit ederek, gelecekle ve geçmişle ilişkimizi şimdi’nin gerçekçiliği ölçüsü çerçevesinde kurmaktır. Unutmamak gerekir ki, şu an mevcut olan andan başka bir an rasyonel olarak yoktur, dünya bu anın üzerinden şekillenmektedir. O halde bizler de geçmişten beslenerek şimdi’nin üzerinden yükselebilecek bir gelecek planı içerisinde hareket etmeliyiz denilebilir.

KAYNAKÇA
Ernst Bloch, Subjekt – Objekt Erlaeuterungen zu Hegel [Nesne-Özne-Hegel Üzerine Açıklamalar], Suhrkamp Verlag, 1971
GWF Hegel, Vorlesungen Über Die Philosophie der Geschichte [Tarih Felsefesi Üzerine Dersler], Suhrkamp Verlag, 2015

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.