Yalnızlık

Yalnızlık… Dile kolaydır yalnızlık. Yaşayan bilir onu. Yıllarınız boşa geçmiştir. Bir hiç sayıldığınızı fark edersiniz. Ne sevginizin, ne bilginizin, ne öfkenizin hiç bir özelliğinizin hiç ama hiç bir kıymeti yoktur. Yalnızsınızdır. Yapayalnız! Karanlıklar içindesinizdir. Hele bir de kavuşacağınız bir sevgili yoksa memleket gibi mesela, mezarda gibisinizdir. Gözyaşlarınızı gören, hıçkırıklarınızı duyan bir tek Allah’ın kulu yoktur. Kimsesi kalmamış bir yaşlı düşünün, yabancı ülkeye göç etmiş birini ya da… Sokaklarda gördüğünüz ama aslında bir an önce kurtulmak istediğiniz kimsesiz adam, kadın, hele bir de o çocuk manzaraları… Kimsesiz, Adem baba mezarlığına giden yolun yolcuları… Bir kap yemek değildir temel ihtiyaçları, kucak dolusu bir muhabbet… Ah nerede o dost sıcaklığı… Nasırlaşmış ruhlar gibi gelir size değil mi? Acaba gerçek öylemi? Uzun yıllarını yalnız geçirmiş birisi olarak, şu kadarını söylemeliyim ki; kesinlikle öyle değil! Hiç bir ruhun nasır bağlamadığına emin olun… Uzun aylar yapayalnız geçen yurt dışı günlerinden sonra sevgililer sevgilisi memleketime geldiğimde işittiğim o ezan sesleri var ya; inanmazsınız şu anda bile hatırladığımda burnumun direği sızlıyor; O sesler bana yalnız değilsin diyordu. Bak milyonlar seninle beraber aynı duyguyu paylaşıyor. Ne yazık ki, onu bile duyamayacak kadar yalnız olduğunuz günler yaşayabilirsiniz. Benim gibi kendi vatanınızda “hiç” yerine konabilirsiniz. Öylesine yalnız geçen o zamanların sonunda sevgili dostum İsmet’in benim için verdiği o yemek yok mu? “Ama” dediğimi hatırlıyorum dün gibi; “bunlar bana değmez ki!” Onun bile beni derinden anlağından şüphe etmişimdir… Zira yalnızlığın acısını ancak onu yaşayanlar anlar demişimdir. Yalnızlıkta bekleyiş vardır. Sadece sizin için olduğundan emin olmak isteyeceğiniz, bir ses, bir bakış vardır. İnsanoğlu yalnızlığın acısını çok iyi bilir.. Öyle olmasaydı hücreler en büyük ceza aracı olur muydu? Gelin zaman-zaman yalnızları düşünelim. Onların ruhunu şenlendirecek ne yapılabilir diye kafa yoralım. Hele bir de eylem geçelim ki, Mevlana gibi, Hacı Bektaş gibi, cennete giden yolun başında olanlardan hissedelim… Kısacası ruhları şenlendirelim, bir ses, bir bakış, tatlı bir söz, bir muhabbet, bir dost sıcaklığı… Ne olacak sanki, ne yiter ki? Son sözüm yalnızlardan korkanlara tekrar hatırlatırım, nasırlaşmış ruh olmadığını… Unutmayalım, onların da verecek bir sevgisi, bilgisi, kimi zaman öfkesi ama en azından bir özelliğinin varlığını…

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.