Yolda Kalmak

Uzun siyah saçlarının arasındaki aklar, yüzündeki çizgiler yaşını gizlemesine imkân tanımıyordu. Ana yakınması hemen her sabah çok kötü uyanmaktı. Yakınmanın başlangıç tarihini tam olarak veremiyordu. Ama tetikleyen olayı tahmin ediyordu.

Hasta genelevde çalışan seks işçisi bir kadındı. Ellili yaşlardaydı. “Bir zamanlar çok güzeldim. Hiç müşteri sıkıntısı yaşamazdım. Ama şimdi yaşlandım. Zor müşteri buluyorum.” dedi. “Biriktirdiğim parayla ancak küçük bir apartman dairesi satın alabildim. Onun da henüz borcu bitmedi.” diye devam etti.

Dik oturmasından, cesur ve keskin göz temasından, kararlı konuşmasından onurlu bir kadın izlenimi veriyordu.

Fazla vakit kaybetmeden o âlemin kurallarından söz etmeye başladı. Özetle her şey girişi kolay ama çıkışı zor olmaya programlanmıştı.

En son, bir kadın, tanıdığı, arkadaş olduğu bir insanla kaçmaya çalışmıştı. Ama uzun sürmemiş yakayı ele vermişti. Genelevin bahçesindeki köpek kulübesine zorla sokmuşlardı. Ve hayvanın dışkısını yedirmişlerdi.

Hekim, işte bu olayın hastanın uykularını bozan tetikleyici olduğunu öğrendi.

Yaşam öyküsü herkesin tahmin edebileceği türden bir içerik taşıyordu. Eşi tarafından satılmıştı ve binlerce erkekle cinsel ilişki kurmak zorunda kalmıştı.

Hastanın kişiliği ile yaptığı iş taban tabana çelişiyor gibiydi. Hekim bu düşüncesini teyit edebilmek için araştırmaya koyuldu. Kolay para kazanmanın ya da başka şeylerin işi sevimli hale getirip getirmediğini sorguladı. “Bir süre için öyle gibi gelir. Ama yaşlandıkça üstünüze çıkan insanların kalitesi düşer. Mideniz bulanmaya hatta her ilişkiden sonra kusmaya başlarsınız. İnsanoğlu sizden zaten iğrenmektedir. Şimdi söyleyin, böyle bir işte sevimlilik ne arar, doktor?” diye yanıtladı. Kullandığı kelimeler, mantıksal çıkarımlar hastanın zekâ ve entelektüel düzeyinin de normalin üstünde olduğunu gösteriyordu.

Çok sayıda doktora gitmişti. Her biri çok değerli psikiyatristlerdi. Uyku sorununa bir türlü çözüm bulamıyorlardı.

Seansın sonlarına doğru hastaya arkadaşının günün hangi saatinde köpek kulübesine tıkıldığını sormak geldi içinden. Kadın “Sabah saatleriydi.” diyecekti. Hekim son sorusuyla hastanın olayı, en azından mantıklı bir çerçeveye oturtmasına yardımcı olacaktı. “O saatte siz neredeydiniz ve ne yapıyordunuz?” “Yatağımda uyuyordum. Arkadaşımın çığlıklarına uyanmıştım! Kendimi dışarı atmış ve dışkı yedirdiklerini görmüştüm. Acımasızca…” Seans boyu süren mimiklerindeki düzlük, tam da bu sırada yerini derin bir depresif görüntüye bırakacaktı.

Kişiliği ile yaptığı iş arasındaki çelişkiden de söz eden hekim sorgulamayı biraz daha derinleştirdiğinde travma sonrası stres bozukluğunun hemen tüm özelliklerini taşıdığını anlayacak ve tedaviyi o yönde sürdürecekti.

Diğer doktorlara da gitmişti, onlar da çok değerli meslektaşlardı. Ama nedense içini tam olarak açmamıştı. Belki gizleyebildiği gerçek anlamda sahip olabildiği tek şey o içindekilerdi. İşte oraya inmekte nasip bizim hekime idi.

Doktor, hayat bazen ne kadar gaddar bir yolculuk diye düşünecek ve o kadına hafızasında hiç de iğrenç olmayan bir yer verecekti. Ne de olsa yolda kalmış birisiydi o ve yardım etme şansı doğurmuştu.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.