Psikopati ve beyin

Psikopati ve beyin

Toplumda işlenen suçların büyük oranından sorumlu olan psikopati; empati eksikliği, anti sosyal davranış, duyarsızlık, saldırganlık ve gareze yönelik artan yatkınlık ile karakterize bir kişilik bozukluğudur. Bu kişiler genelde insanları manipüle etmekte ustadırlar, başkalarına zarar vermekten zevk alabilirler, suçluluk ya da pişmanlık hissetmezler; başkasının hislerini teorik olarak anlayabilirler, ama başkasının acısını paylaşma, hissetme olarak tanımlayabileceğimiz ‘empati’yi kuramazlar. Psikopatinin özellikleri hakkında daha detaylı bilgi edinmek için ‘Psikopati ve Sosyopati’ yazımıza bakabilirsiniz.

Psikopatinin kökenleri, nasıl ve ne sebeple geliştiği tartışmaya oldukça açıktır. Aynı zamanda psikopatinin tedaviye açık olup olmadığı da henüz bilinmemektedir. PLoS ONE’da yayınlanan yakın tarihli bir kavram kanıtı çalışması (2021) bunu doğrudan ele almasa da oto-kontrol, duygu-durum, öz-düzenleme ve “yapıcı öğrenme süreci”nin psikopatinin nörolojik bulgularının ve şiddet davranışının ön göstergelerinin bazılarını azaltabileceğine dair bazı kanıtlar sağlıyor.

Araştırmanın yazarı Viyana Tıp Üniversitesi’ndeki ABC Beyin Laboratuvarı direktörü Lilian Konicar, “Psikopatlar da dahil olmak üzere suçluların beyinlerini ve davranışlarını araştırmak bizim için özel bir ilgi alanıdır çünkü suçlular için etkili tedaviler oluşturma amacı suçların sayısında ve şiddetinde bir azalma ile yakından bağlantılıdır. İkinci olarak, klinik araştırmalarda olduğu kadar temel araştırmalarda da yeterince temsil edilmeyen bir yaklaşım olan beden, beyin ve zihin arasındaki etkileşime ışık tutmayı amaçlıyoruz.” şeklinde açıklama yaptı.

Psikopatinin tedavi edilebilirliğinin sorgulanmasının nedenlerinden biri, psikopatları tedavi etme girişimlerinin çoğu zaman onların karşılarındakini daha iyi manipüle edebilmeleriyle sonuçlanması ve aynı zamanda psikopatik kişilerin terapistle iş birliğine açık olmamalarıdır. “Sosyalleşme” alıştırmaları onları başkalarını kullanmakta daha usta hale getirirken, hapsetme ve cezalandırmanın caydırıcı olarak önemli etkileri yok gibi görünüyor (çoğunlukla şiddetli psikopatiye eşlik eden tekrar suç işlemenin gösterdiği gibi).

Kökenleri hala tartışmaya açık olmakla birlikte, psikopatik kişilik bozukluğuna eşlik eden belli nörolojik ve biyolojik belirteçler var gibi görünüyor.

Bunlardan biri, daha yaygın olarak beyin dalgaları olarak bilinen “dinlenme durumundaki EEG aktivitesi” ile ilgilidir. Örneğin beta ve teta dalgaları gibi belirli beyin dalgaları, diğer suçlu ve antisosyal topluluklarda şiddet ve saldırganlıkla ilişkilendirilmiştir.

Benzer şekilde, psikopatinin ayırt edici bir belirtisi, körelmiş elektrodermal aktivitedir. Sağlıklı bireylerde, fizyolojik uyarılma (örneğin bir uyaran karşısında korku) cilt iletkenliğinde anlık bir artışla ilişkilidir. Psikopatik kişilerde böyle bir artış söz konusu değildir.

Konicar ve ekibinin yaptığı bu çalışmada hem dinlenme durumundaki EEG aktivitesi hem de elektrodermal aktivite ölçülürken, psikopatik ağır suçlular neurofeedback ile oto-kontrol/öz-düzenleme görevlerine katıldı. Bu tür görevlerde, bireylere beyin dalgalarının görsel bir göstergesi sunularak belirli dalga tiplerinin görünümünü güvenilir bir şekilde artırmak veya azaltmak için kendilerini eğitmeleri sağlandı.

Çalışmanın sonuçları, psikopatisi olan ağır suçluların beyin aktivitelerini gönüllü olarak değiştirebildiklerini gösteriyor. Yazarlar, “Sonuçlarımız, EEG nörofeedback eğitiminden sonra dinlenme EEG paternlerinin yavaş frekansta önemli bir azalmayı ortaya koyarak değişimi gösterdi” diye yazıyor. “Bunun dışında, deri iletkenliği de benzer şekilde etkilendi. Bu da eğitimin etkilerinin periferik sinir sistemine yayıldığını göstermiştir.”

Aslında, duygusal eksikliklerde en yüksek puanlara ve en yüksek toplam psikopati puanlarına sahip suçlular, nörofeedback eğitiminden sonra yavaş frekanslı beyin dalgalarında en büyük azalmayı sergilediler.

Konicar’a göre bulgular “suçluların beyinlerinin ve davranışlarının araştırılmasının suçların azaltılması için çok etkili bir yaklaşımla sonuçlanabileceğini” gösteriyor.

Öte yandan incelenen araştırmanın bazı eksikleri olduğunu da söylemek gerekir. Araştırmada kontrol popülasyonunun olmaması (örneğin, psikopatisi olmayan suçluların araştırmaya dahil edilmemesi) ve çalışmanın doğası gereği korelasyonel olması, tam anlamıyla neden-sonuç ilişkisi kurmamızı engelliyor.

Bu sebeple araştırmacılar çalışmanın uzun vadeli etkilerini, birden fazla adli tıp kurumunda daha fazla suçluyla yapılması gerektiğine vurgu yapıyor.

Bununla birlikte, bu kavram çalışması nörofeedback yaklaşımlarının gerçekten de psikopati ile ilişkili beyin dalgalarını ve diğer fizyolojik özellikleri değiştirebildiğini göstermesi açısından önemlidir. Ancak nörofeedback uygulamasının kişilik bozukluğunun üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığı önemli bir sorudur ve cevaplamak için çok daha fazla araştırma gerektirecektir.

KAYNAK:
– Konicar, L. et al. (2021). Balancing the brain of offenders with psychopathy? Resting state EEG and electrodermal activity after a pilot study of brain self-regulation training. Plos One, Jan 7.