Tardif Diskinezi (TD) önemli miydi?
Bu basit görünen soruya doğru cevap o kadar kolay değil bence…
Tardif Diskinezi (TD) ne kadar ciddi bir sorundu biliyor musunuz? Psikiyatrik hastalıkların birçoğunda kullanılan antipsikotik olarak bilinen ilaçların ciddi yan etkilerindendir. İnsanların ağız, yüz, dil ve tüm vücudunu etkileyen müthiş rahatsız edici bir hareket bozukluğudur.
Ben 1988 yılında çok vahim bir formuyla tanışmıştım. Genç bir meslektaşımız kas içine enjekte edilen o ilaçlardan biri nedeniyle ağır TD olmuştu. Yerinde duramıyordu. Tüm kasları düzensiz bir şekilde kıvranıp duruyordu.
Gözlediğim bu tablo ve o yılların bilimsel heyecanıyla sorunu araştırmak ve mümkünse çözüm üretebilmek için can atıyordum.
Uzun etmeyeceğim, o heyecanla kendimi Washington DC de bulacaktım. Dünyanın en önemli araştırma kurumunda. NIH de…
Yine uzun etmeyeceğim, detaylı okumaların neticesinde, ki internet vs yok o zamanlarda, kütüphaneden çıkmamacasına geçen günlerin ardından şöyle bir hipotez geliştirmiştim.; İlaç ve onu yakalayan reseptör arasında çok güçlü bağlanma (kovalent bağ) oluşmakta ve ondan dolayı hastalık meydana gelmekte…
Bu iddia ile o yıllarda Mr. Kempner adında nükleer tıbbın duayenlerinden yaşlı araştırmacıya ulaştım. Öyle zordu ki ondan randevu almak, ama ben başardım…
35 binalık enstitünün 5 ya da 6. binasıydı. Binada derin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Ama insanlar karıncalar gibi çalışıyordu. Olağanüstü bir ciddiyet ve bir o kadar da sessizce…
Kempner’le karşı karşıya idim. Aman Allah’ım o da ne. Aynen Atatürk idi. Sarışın, mavi gözlü, kalın kaşlı kısa diyebileceğim boyuyla o kadar benziyordu ki O’na… Heyecanım katlanmıştı. Neyse, teorimi anlattım. Büyük bir ilgiyle dinledi.
“…Sonuçta o kovalent bağları nükleer enerjiyle kırabilirsek sorun biter diye düşünüyorum” dedim.
“Çok hoş bir fikir!” diye karşılık verdi.
Ardından işlemi “canlıda mı, yoksa dokuda mı uygulamayı düşünürsün” diye sordu. “İnvivo mu, yoksa invitro mu?” dedi tıp diliyle…
Soru hiç beklemediğim bir yerden gelmişti. Bu iki Latince kelimeyi zaten oldum olası karıştırırdım. “İnvivo!” deyiverdim. Attım anlayacağınız.
Öyle bir kahkaha attı ki Kempner, o sessiz binanın adeta camları titredi.
“O enerjiyle DC tarihe karışır herhalde!” diye adeta boğulurcasına bir ses çıktı ta gırtlağından… Dehşetli bir utanç içinde kaçarcasına oradan uzaklaştım.
Günümüzde artık TD tarihe karışmış, önemsiz bir sorun olarak tıptaki yerini almış vaziyette. Zira ona yol açan ilaçlar artık o günlerdeki kadar fazla kullanılmamakta…
Olay, acaba gençlik yıllarımın o güzel zamanlarını büyük zorluklar içinde yurdumdan-yuvamdan uzaklarda harcamaya değecek kadar önemli miydi?…
Ha, bu arada olayın yaşandığı tarihten şöyle bir 10-15 yıl sonra anlaşıldı ki, gerçekten TD antipisikotik ilaçların reseptörleriyle uzun süren neredeyse kalıcı etkileşimleriyle oluşmaktaydı…
Demek, insan hayatını programlarken projelerin uzun erimde taşıyacağı öneme dikkat etse gerekliydi…

Bizi takip edin: