Mehmetçik Psikolojisine Dair Bir İki Söz

1992 yılında Amerika’dan döndüm. Aynı yıl Burdur’da askere gittim. Kısa dönem… Yurt dışında iki yıl ve daha fazla yaşayanlara tanınmış bir haktan yararlandım. Amerika’daki patron finanse etmişti. Allah gani gani rahmet etsin. Yoksa onu ödeyecek metelik yoktu bende. Değil mi ki eve alacak buzdolabı parasından yoksunduk.
Benzeri şartlarda 25-30 doktor aynı koğuşa alındık. 52 gün sürecekti bizim askerlik…
Bugün hala o günlerden kalma dostluklar oluşacaktı. Askerlik öyle bir şeydi işte. Ortak kader, ortak hedefler, aynı kıyafetler, aynı yemekler, aynı içtimalar, tek tip olmak.
Nizamiyeden girdiğim anda bir astsubaydan saçlarım uzun olduğundan epey bir fırça yiyecektim. Bereket değerli dostum ve kıdemlim Oğuz Karamustafalıoğlu tarafından uyarılmış vaziyette idim. “Askerde yenen fırçalar kişilik meselesi değil, askerliğin gereği, raconu” idi…
Aynı gecenin sabahında yatak örtüsünü o kadar dikkatli serecektim ki, demir para üzerinde dans edecekti… Bu da racondandı… Komutan fırçası yemeyeceksen dikkat edecektin kardeşim!
Yalnız, bu sıkı disiplin süreci fazla uzun sürmeyecek, doktorlara kısmi de olsa bir ayrıcalık tanınacaktı.
Ben ne tür gevşeklikler olduğundan ziyade üzerlerinde hiçbir şekilde minimum gevşeme olmayan Mehmetçikten söz etmek istiyorum burada…
Onlar bizim devrelerimizdi. Aralarında bir de toprağım vardı. Maraş’ın köyünden bir Mehmetçik.
Onlar ki, bizden farklı olarak sıkı disiplini çoktan kabullenmiş ve inanılmaz bir uyum içindeydiler. Askerliğin kendine özgü karakteristiklerinden söz edecek derinlikte bir deneyim ve bilgim olamamıştı maalesef. Bir el bile atış yapmadan biten eğitim sonrasında nasıl olsundu ki!…
Ama devrelerimizin ve toprağımın üzerinden Mehmetçik psikolojisine dair mesleğimin verdiği deneyim ve bilgiye dayanarak iki çift sözüm var elbette.
Peşin peşin söylemeliyim ki, tüm Türkiye’nin kesin olarak rahat uyuyabileceği bir güvenilirlikte ve ciddiyette insanlardı onlar.
Birazcık bilimsel terminolojiye başvurmak gerekirse hedonik değillerdi bir kere… Her fırsatta keyif çatmak! Yok öyle bir şey. Hani yanlışlıkla öyle bir yola heves eden olursa doğru “Disko”… Daha da uzarsa bitmeyen askerlikler kapıda.
Bu noktada şunu ifade etmek gerekir ki, Mehmetçik ceza korkusundan dolayı keyfinden vaz geçmiyordu. Onlar zaten köyünde de fabrikasında da öyle gelmiş öyle gidiyorlardı.
Bu demek değil ki, hayattan zevk almaz depresyon hastalarıdır onlar… Hiç ilgisi yok.
Nöbet sonralarında gelsin Nasrettin Hoca kıvamında şakalar, ruhların dibine dokunan sımsıcak türküler. Ortak zevkler. Televizyonda izlenen komik ama bir o kadar da duygu dolu filmler, Kemal Sunal’lar, Adile Naşit’ler…
İşine vatan sevgisiyle dolu bir ciddiyetle bağlı komutanların adamlarıydı onlar. Hani vatan için, bayrak için, öl deseler ölecek kadar adam…
Hayatlarını zevklere teslim etmemiş, dengeli ruhlar…
Özetle, anlık dürtülerinin kölesi olmayan, hayatın sunduğu küçük zevklerin sonuna kadar tadını alabilen, ancak mutluluğunu veya varoluşunu bu zevklere bağlamayan, dengeli, dingin, sorumluluk sahibi ve vatan-millet-bayrak-mukaddesat eksenli anlamlara odaklı yüceler yücesi ruhlar…
Sevmemek mümkün değildi ki; analarının kınalı kuzularını, komutanlarının aslan yavrularını…

Bizi takip edin: