Türkiye siyasetine psikososyal bir bakış

Vicdan, ahlakın ana merkezinde yer alır ve neyin adil, neyin haksızlık olduğunu söyler. Ve adaletin olmadığı yerde acıma hissini tetikler.
Bu noktada, kendimize dönüp baktığımızda, Türk toplumunda adalet algısının büyük önem taşıdığını görürüz.
Aslında evrensel olarak, haksızlığın olduğu yerde acıma hissi tetiklenir. Acıma o dereceye varır ki, kişi o nedenle kendini ateşe atabilir. Bu evrensel durumun bizde bazı alanlarda belirleyici olabildiğine tanık oluyoruz.
Mesela, Babuna olayını unutmadık herhalde… Bir tek hasta olduğu söylenen insan için acıma hissinin milyonları harekete geçirmiş olması toplanan kan miktarı gerçekten irrasyonel düzeylere çıkmamış mıydı?
Tabi bu özelliğimiz her alanda kendini gösterdiği gibi siyasal tercihlerde de etkin faktör olarak karşımıza çıkar.
Siyasal tercih denince öncelikli olarak, rasyonel mekanizmalar dile getirilir. Ekonomi, gelir dağılımdaki denge, siyasi istikrar vs. sıralanır.
Öte yandan, insanların aidiyet ihtiyacı, sahip olduğu inanç veya ideolojiyi paylaşma, kendine taraftar topluluk yaratıp, diğerlerini dışlamak pek de rasyonel olmayan öteki faktörlerdir.
Burada durup, bazı seçimler ve alınan sonuçların toplumun psikolojik özelliklerini, daha doğrusu, özellikle hangi psişik nedenlerle davrandığını kısaca ama çok kısaca analiz edelim mi?
Ben, ülkemizde psikolojik parametrelerden vicdan ve acıma duygusunun büyük önem taşıdığını gözlüyorum. Bu duyguların çok güçlü olmasının ardında ise İslami değerlere olan bağlılığın yer aldığı kanısındayım. Neticede her Cuma hutbesinde adaleti ve iyiliği tavsiye eden ve kötülükten men eden bir din anlayışına sahibiz. Asırla boyu bunu tavsiye eden ayet tekrarlanıyor. Hani epigenetik etki yaratmıştır, desem yeridir. Ne alakası var demeyin, anneannesi toplama kampında uyursa gaz odasına alırlar kaygısıyla uzun zaman geçiren bir kadının kızında ve torununda başa çıkılamayan uykusuzluk yakınması saptandığında sorunun kökeninde yatan faktör keşfedilmemiş miydi? Epigenetik nesilden nesile aktarılan deneyimler değil miydi?
Demek sonuçta Türk toplumunun dokusunda, aldığı dini değerlerin çok önemli olduğu besbelli ortadadır. Bu değerlerin en başında adalet önermesinin yer aldığını tekrar etmek istiyorum. Yani vicdan oluşumunda ta çocukluktan başlayan bir eğitimle gelişen acıma hissi…
Siyasal tercihlerin de belirleyicilerindendir bu vicdan ve acıma meselesi… Örneğin, İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde bu irrasyonel duygusal faktörün etkisini hep birlikte gördük, yaşadık.
Tabi ki, manipülasyona açık bir tarafı da olan bu durum, ki din istismarı olarak bilinir, o boyutuyla da aklımızın bir köşesindedir. Ancak bu zaaf bizi durumun objektif tespitinden uzaklaştırmamalıdır. Yani böyle bir zayıf noktadan dolayı siyasal analizlerde din, vicdan ve acıma meselelerini “tu kaka” edip yok sayamayız. Eğer yok sayarsak; gerçek dışı, akıl dışı süreçlerin ekmeğine yağ sürecek hatalara düşeriz, ki bu tür tuzaklara çokça düşmüşlüğümüz vardır entelektüel camia olarak…
Sonuç olarak Türkiye’de siyası tercihlerde vicdan ve ona bağlı olarak acıma hislerinin çok büyük önem taşıdığını düşünüyorum.
Bu önermeyi destekleyen daha çok sayıda olay sıralayabilirim. Mesela Kıbrıs Harekatının temel motivasyonu ve yarattığı siyasal sonuçlar; toplum, oradaki insanlara karşı vicdani sorumluluk duymuş, vicdani süreçler ve ona bağlı acıma hisleri öne çıkmış ve barış harekatının mimarlarına yıllarca teveccühte bulunmuştur. Eminim sizlerin dağarcığında da benzeri veriler çokça vardır.
Nihayet, bizde ekonomik faktörlerin büyük siyasi olayları tetikleme olasılığı ya yoktur ya da çok düşüktür. Bu nokta bizi batılı siyaset analizcilerinin görüş alanının dışına çıkarmaktadır. O analistlerden birisi malum Karl Marx’tır. Ve Türk toplumundaki siyasal devinimi izah edememiş, Asya tipi kendinden menkul bir üretim tarzı deyip geçiştirmiştir.
Ez cümle, “Duygusal milletiz vesselam.” diyerek bu mütevazi analizi burada noktalıyor ve görüş ve öneri ve katkılarınıza arz ediyorum…

Bizi takip edin: