TMS, genlerimizin çalışma şeklini değiştirerek depresyonu tedavi edebilir

FDA onaylı bir tedavi olan rTMS’nin (Repetitif Transkraniyal Manyetik Stimülasyon), tedaviye dirençli depresyonu olan kişilerde nasıl uzun süreli bir iyileşme sağladığı literatürde yeni bir araştırma konusu.
Bu konuda yayınladığımız kapsamlı incelemede, bu manyetik dalgaların sadece beyni elektriksel olarak uyarmakla kalmadığını; hücrelerimizin genleri okuma biçimini, yani beynin “epigenetik” mekanizmalarını kalıcı olarak değiştirebileceğini ortaya koyduk. Güncel literatürü inceleyen yeni derleme, bu klinik başarının altındaki moleküler sırları aydınlatmaya odaklandı.
Elektrikten epigenetiğe: Beynin gizli şalterleri
İncelediğimiz çalışmalara göre rTMS, nöronlardaki gen ekspresyonunu kalıcı olarak değiştirebilen bir “epigenetik düzenleyici” gibi çalışıyor. Epigenetik, DNA dizilimimizin kendisini değiştirmeden, hangi genlerin ne kadar aktif olacağını veya baskılanacağını belirleyen hücresel şalterler olarak tanımlanabilir. Çalışmamızda rTMS’nin etki ettiği üç temel epigenetik mekanizmaya dikkat çektik
- DNA Metilasyonu: rTMS müdahaleleri, beynin iyileşmesi ve esnekliği için kritik olan BDNF (beyin kaynaklı nörotrofik faktör) gibi genlerin çalışma seviyelerini düzenleyebilmektedir. Hatta tedavi öncesi hastaların kanındaki metilasyon profillerine bakılarak, o hastanın rTMS’ye olumlu yanıt verip vermeyeceği önceden tahmin edilebileceğini gösteren sonuçlar bulunmuştur.
- Histon Modifikasyonu: DNA’nın etrafına sarıldığı histon proteinleri, rTMS uyarımı ile gevşeyip sıkılaşarak genlerin açılıp kapanmasına olanak tanımaktadır. Hayvan modellerinde rTMS’nin, sinaptik esneklik için gereken CDK5 genini histon asetilasyonu yoluyla artırdığı, buna karşılık PSD-95 genini baskıladığı gözlemlenmiştir.
- MikroRNA’lar (miRNA): Klinik çalışmalarda, rTMS tedavisine olumlu yanıt veren hastalarda hücrenin ince ayarını yapan ve anti-inflamatuvar (iltihap önleyici) özellikleriyle bilinen bazı mikroRNA düzeylerinin belirgin şekilde yükseldiği saptanmıştır.
“Daha fazla”, her zaman daha iyi değildir
Araştırmanın öne çıkardığı bir diğer kritik bulgu ise doz ve tedavi yanıtı arasındaki ilişkinin düz bir çizgi izlememesidir. İnceleme, rTMS uygulamasında nöroplastisitenin uyarım şiddetine göre “ters-U” şeklinde bir eğri çizdiğini vurguluyor.
Yani, orta şiddetteki uyarımlar beynin iyileşme kapasitesini zirveye taşırken; seans sayısı veya uyarım şiddeti çok arttığında beyin savunmaya geçerek “homeostatik plastisite” mekanizmalarını devreye sokmaktadır. Bu durum, beynin sinaptik duyarlılığını azaltmasına ve tedavinin etkisinin yükselmemesi anlamına geliyor. Bu bulgu, bireylere aralıklı ve optimize edilmiş dozajların biyolojik olarak çok daha sürdürülebilir bir iyileşme sağladığını gösteriyor.
Geleceğe bakış: Kişiselleştirilmiş psikiyatri
Tabii ki yeni bulguların klinik pratikte uygulanabilmesi için daha çok çalışmaya ve imkana ihtiyaç var. Beyin dokusundaki anlık değişimleri canlı olarak ölçmek mümkün olmadığı için genelde veriler kandan elde ediliyor. Ayrıca, kadınlarda depresyonun iki kat daha sık görülmesi ve hormonların (örneğin östrojen) epigenetik düzenekler üzerindeki güçlü etkileri göz önüne alındığında, cinsiyet temelli farklılıkların gelecekteki rTMS tasarımlarında mutlaka dikkate alınması gerekiyor.
Nörobilim ve genetiğin bu heyecan verici kesişimi, gelecekte tedaviye dirençli majör depresyon vakalarında hastanın kendi kan değerlerinden elde edilen epigenetik şifrelerine göre tamamen kişiselleştirilmiş rTMS tedavilerinin kapısını aralıyor.
KAYNAKÇA:
– Büşra Teke, Reyhan İlhan, Mehmet Kemal Arıkan, & Muhammed Taha Esmeray. (2026). Majör Depresyon Tedavisinde Yüksek Frekanslı rTMS Uygulamasının Olası Epigenetik Mekanizmaları: Güncel Kanıtlar Üzerine Bir Kısa Bildiri. Nöropsikiyatri Arşivi, 63, 520–525.


Bizi takip edin: