Prof. Dr. Kemal Arıkan
Psikiyatrist

Psikiyatride Stigmatizasyon

Damgalama eski zamanlarda köleleri ve suçluları teşhir etmek için vücutlarının kızgın bir demir aracılığıyla dağlanması durumu için kullanılan bir kavram olmasının yanı sıra sosyoloji ve psikoloji başta olmak üzere sosyal bilimlerde aynı mantıktan yola çıkılan fakat kişilerin belirgin özellikleri dolayısıyla ötekileştirilmesi ya da bir sınıfa dâhil edilme çabası olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihte pek çok toplumda ötekileştirilmiş ve uzak durulması gerektiği düşünülen kişiler daima kızgın bir demirle olmasa da kişilerin düşünceleri aracılığıyla damgalanmışlardır. Görünen o ki kişileri kategorize etmek ve tasniflemek çoğunluğun farkında olarak ya da olmayarak takındığı bir davranış şeklidir.

Psikoloji perspektifiyle ele aldığımız zaman; bireyin yaşadığı zihinsel sorunlar ya da toplumsal normlara uymayan taraflarının diğer bireyler ya da klikler tarafından önyargı ile karşılanması durumu olarak ifade edilebilecek bir kavram olan stigmatizasyon ya da diğer tabir ile damgalama, psikiyatri kliniklerinde çokça dikkat edilmesi gereken bir hatadır. Tedaviye gelen kişinin, tedavi beklediği kişiler tarafından damgalanması ve önyargı ile tedaviye başlanılmış olması tedavi gören kişi için henüz yolun başında yapılmış bir yanlış olma özelliği taşımaktadır.

Kim Sağlıklı, Kim Değil?

Ruh hastalıkları alanında çalışanlar iyi bilmektedirler ki bir kişinin normal ya da normaldışı olduğunun belirlenmesi göründüğü kadar kolay değildir. Stigmatizasyon ve tedaviye gelenlerin teşhis anlamında ne kadar sağlıklı gözlemlendiği konusunda şüpheleri olan Stanford Üniversitesinden Dr. David Rosenhan bu konuyu psikiyatri camiasında sansasyon oluşturan deneyi ile göstermiştir.

1969 yılında gerçekleştirilmiş olan, Rosenhan Deneyi (Rosenhan Experiment) olarak bilinen fakat asıl adı ile “Thud Deneyi” (Thud Experiment) 1973 yılında Science dergisinde yayınlandığı zaman adeta yer yerinden oynamıştı.

Rosenhan ve yedi kendi gibi aklı başında arkadaşı farklı psikiyatri hastanelerinde gizlenerek doktorlar tarafından fark edilmeyi beklemişlerdi fakat doktorlar bu durumu ayırt edememişlerdi. Farklı mesleklere sahip bu sekiz sağlıklı birey Amerika’nın farklı eyaletlerine dağılarak farklı hastanelere sadece kafalarının içinde “thud” (pat!), “empty” (boş), “hollow” (kof) gibi sesler duyduklarını söylemişler ve sonrasında gayet normal davranmışlar fakat yine de her biri psikiyatri hastanelerine yatırılmışlardı. Hatta inanması biraz güç fakat bu sekiz kişiden biri hariç hepsi sadece işitsel halüsinasyonlardan bahsetmiş olmalarına karşılık şizofreni tanısı aldılar.

Deneye katılan sağlıklı bireyler hemen fark edilip rezil olacaklarını düşünürlerken, bu sonucun tam aksi gerçekleşmişti. Tek bir semptom belirterek hem teşhisleri konulan hem de hastaneye yatışları yapılan bu katılımcılar hastaneye yatışlarından sonra gayet sağlıklı davranıp üstüne üstlük ilk başta belirttikleri semptomların ortadan kalktığını da söylemiş olmalarına rağmen doktorlar koymuş oldukları tanıdan/damgadan geri adım atmamışlardı. Gün içerisinde normal davranışları gözlemleyen hastane personeli de her seferinde doktorlara bu durumun aksi şekilde negatif raporlamalar yapıyorlardı.

Deneyin sonucunda Rosenhan; hasta bir kişinin teşhis edilememesi durumunun, sağlıklı birinin yanlış tanıya maruz kalmasından daha kötü olduğunu öne sürdü ve bu tespitinin sonucunda 1980 yılında Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından hastaların teşhis kriterleri (DSM; Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) daha detaylı bir şekilde yeniden düzenlendi.

Çözüm Ne Olabilir?

Gelişen teknolojinin bizlere tıp alanında sunduğu fırsatlardan biri de beyin görüntüleme sistemlerinin (EEG, fMRI, fNIRS vb.) psikiyatrik hastalıkların tanı ve teşhisini kolaylaştırmış olmasıdır. İmkanlar dahilinde bu teknolojik yöntemlerin daha sağlıklı teşhis konulması maksadıyla kullanılması, bütün ruh sağlığı çalışanlarını tedaviye gelen şahsa karşı önyargılı olmaktan, etiketleme, damgalama gibi hatalara düşmekten alıkoyacaktır.

Sonsöz

Açıkça görüldüğü üzere psikiyatrik bozukluklar stigmatizasyona kurban gitmemek adına tanı ve teşhis esnasında hassasiyetin üst düzeyde tutulması gerekmektedir. Bu bozukluklar kırık çıkık tespiti kadar kolay değildir ve tanının koyulması sürecinde teorik ve deneyimsel yaklaşımlara ek olarak teknolojik ilerlemelerden faydalanmak hemen her pozisyonda görev yapan ruh hastalığı çalışanlarının etik ve vicdani anlamda başvurmaları gereken bir usuldür. Hepimiz unutmamalıyız ki önyargısız bir yaşam mümkün.

Psikiyatride Stigmatizasyon

Yorum yapın

Bu bölümde sadece okuduğunuz yazı ile ilgili yorumlarınızı iletin.