Sosyal kaygının beyindeki görsel ve yapısal kökenleri

Sosyal anksiyete, sadece bir kişilik özelliği mi yoksa beynin görsel veriyi işleme biçimindeki bir farklılık mı? Psychiatry Research: Neuroimaging dergisinde 2026 yılında yayınlanan yeni bir çalışma, klinik seviyede tanı almamış ancak sosyal kaygı semptomları gösteren genç yetişkinlerin beyinlerinde önemli nörolojik işaretler saptadı.
Henan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Fangfang Huang ve ekibi tarafından yürütülen bu araştırma, beynin arka kısmında yer alan görsel merkezlerin sosyal kaygının erken aşamalarında nasıl bir rol oynadığını mercek altına alıyor.
Araştırma nasıl yapıldı?
Çalışma, yaş, cinsiyet ve eğitim seviyesi bakımından eşleştirilmiş 52 katılımcı üzerinde gerçekleştirildi.
- Katılımcı Grupları: 26 subklinik sosyal anksiyetesi olan genç yetişkin ve 26 sağlıklı kontrol deneyi.
- Kullanılan Yöntemler: Katılımcıların beyin aktiviteleri dinlenme hali fMRI (rs-fMRI) ile ölçüldü. Araştırmacılar; nöral aktivite şiddeti (ALFF), bölgeler arası iletişim (FC) ve bu iletişimin yönü (EC) gibi ileri düzey teknikler kullandı.
- Yapısal Analiz: Ayrıca, beyin fonksiyonlarındaki değişimlerin fiziksel bir temeli olup olmadığını anlamak için gri madde hacmi (VGM) analiz edildi.
Temel bulgular: Görsel sistemin “aşırı mesaisi”
Araştırma sonuçları, sosyal kaygısı yüksek olan bireylerin sol üst oksipital gyrus (SOG) bölgesinde belirgin değişiklikler olduğunu gösterdi. Bu bölge, görsel uyaranların işlenmesi ve anlamlandırılmasıyla ilgilidir.
- Nöral Hiperaktivite: Sosyal kaygılı bireylerde sol SOG bölgesinde spontan sinirsel aktivitelerin arttığı gözlemlendi. Araştırmacılar, bu durumu beynin sosyal işaretleri (bakışlar veya yüz ifadeleri gibi) algılarken “aşırı duyarlı” olması şeklinde yorumluyor.
- Bağlantı Sorunları: Görsel merkez (SOG) ile sosyal izleme ve karar verme süreçlerinden sorumlu sağ orbital inferior frontal gyrus (OIFG) arasında artmış bir bağlantı saptandı. Bu, beynin dinlenme halindeyken bile dış dünyayı bir tehdit unsuru olarak taramaya devam ettiğini gösteriyor olabilir.
- Hacim ve Fonksiyon İlişkisi: Belki de en dikkat çekici bulgu, sol SOG’daki gri madde hacmindeki azalmanın, doğrudan artan nöral aktiviteye yol açarak sosyal kaygıyı tetiklemesidir. Yazarlar, gri maddedeki bu azalmanın fonksiyonel bir “hiperaktivite” yaratarak hastalığın erken evrelerinde bir aracı rol üstlendiğini belirtiyor.
Araştırmacılar ne diyor?
Araştırmanın başyazarı Fangfang Huang ve ekibi, bu bulguların sosyal anksiyetenin erken teşhisi için önemli bir biyobelirteç olabileceğine inanıyor. Yazarlar, “Sol SOG’un işlev bozukluğunun sosyal anksiyetenin erken aşamalarında kritik bir rol oynadığını” vurguluyor.
Buna rağmen araştırmacılar bazı sınırlılıkların altını çiziyor:
- Örneklem Boyutu: Çalışmanın 50 kişilik nispeten küçük bir grup üzerinde yapılmış olması, sonuçların genellenmesi için daha büyük ve çeşitli gruplarda tekrarlanmasını gerektiriyor.
- Nedensellik: Çalışma, yapısal ve fonksiyonel değişimler arasındaki ilişkiyi kursa da, bu değişimlerin zaman içindeki seyri (hangisinin hangisini önce tetiklediği) için uzun süreli takiplere ihtiyaç duyulmaktadır.
KAYNAKÇA:
– Huang, F., Ren, S., Huang, Y., Chen, Y., Wang, M., Chang, X., Liu, K., Guo, S., & Liu, X. (2026). Dysfunction of the superior occipital gyrus in individuals with subclinical social anxiety and its mediating effect on gray matter structure. Psychiatry Research: Neuroimaging, 357, 112140.
Bizi takip edin: