Psikiyatride tıbbi girişime başlama ve sonlandırmada zamanlama

Bir girişimde bulunmadan önce hastanın yaşadığı süreç ayrıntıları ile derinlemesine anlaşılmadır. Sonuçta ortada bir sorun vardır ve bu nelere yol açmaktadır? İlaç, cerrahi ya da herhangi bir yan etki olasılığı olan tıbbi yaklaşımdan önce her şey denenmiş midir? Denenmemişse denenebilecek durumda mıdır? Diye bir bakmak gerekir.
Diyabet-obezite ilişkisini ele alalım. Hasta morbid obez diye var sayalım. Buna bağlı kalp, şeker gibi sorunlar olduğunu düşünelim. Tabi en doğal yol hastanın diyetine uyması ve fiziksel egzersiz, yani spor yapmasıdır. Ama olay öyle bir noktaya gelir ki bazen, şişmanlıktan dolayı spor yapılamaz, spor olmadığı için obezite devam eder. Ya da amanız hipoglisemi atakları diyeti zora sokar. Diyete uymak zorlaştığında obezite ve ona bağlı metabolik hastalıklar devam eder, gider. Kısacası hasta bir kısır döngüye girmiştir. İşte tam bu noktada tıbbi girişim artık kaçınılmaz bir hal alır.
Obezite cerrahisi, metabolizmayı düzenleyen ilaçlar ile kısır döngüye nokta koymaya çalışılır. Peki girişim ne kadar devam etmelidir? Cevap basittir ve hazırdır. Kısır döngü kırılıp ta diyet ve spor yapılabilecek hale gelindiğinde girişim sona erer. Tabi sürecin yol açtığı geri dönüşsüz fiziksel tahribatlar yoksa… Ki o durumlarda bile sık aralıklarla vücudun genel dengesi test edilmeli ve o konuya ilişkin girişimler sona ermelidir.
Örneği psikiyatriye taşımak isterim.
Konu beyin işlevleri ile ilgilidir. Kısır döngüler, sekeller, yan etki olasılığı yüksek tıbbi girişim dışı dengeleyiciler… Bu meseleler maalesef psikiyatride, bir obezitede olduğu gibi açık ve net bir şekilde gözler önünde değildir. Ama yine de hala prensip aynen geçerliliğini korumaktadır. Tüm mesele, kısır döngüyü yakalamak ve onu kırmaktır. Hastayı kendi biyolojik, sosyal ve psikolojik kaynakları ile uyumlu bir hale getirip, tekrar açmaza düşmeden hayatını kaliteli bir biçimde sürdürmesini sağlamaya yardım etmektir. Ve yine hastalık boyunca ortaya çıkan sekellerle ayrıca savaş vermektir.
Her ne kadar, belirttiğim gibi, psikiyatride durum çok net değilse de elde var olan mevcut verilere dayanarak şunları belirtebilirim.
Şizofreniyi ele alalım; sosyal işlevselliği tehdit eden, aşırı sigara tüketimi, beslenme bozukluğu; genel temizlik vb. hijyene uyamayan hasta, biyolojik ve sosyal olarak kısır döngüye girmiştir. Sorunu çözebilecek sosyal iletişim, ekonomik ve beden sağlığı gibi, temel ihtiyaçlar giderilemez olmuş, hastalık ilerledikçe, ekonomik, sosyal ve fiziksel problemler daha da ağırlaşmıştır.
Böylesine ciddi bir kısır döngü tıbbi girişimi zorunlu hale getirmiştir. İlaç ve elektroşok gibi araçlar devreye girmiştir. Ama bunlardan hiç zarar gelmez demek olası değildir. Açmazdan çıkar çıkmaz, hasta sosyal, bedensel ve ekonomik olarak kendini beslemeye başlama şansını sürekli olarak canlı tutmalıdır. Ama beyinde reseptör duyarlılığı vb. genetik ya da epigenetik sekellere karşı savaş ayrı bir kulvarda o sorunlar görece kabul edilebilir hale gelene dek devam etmelidir. Tabi bu süreç tabiatın izin verdiği ölçülerde olabilecektir. Kalbinin az bir kısmı canlı kalmış bir ağır kalp hastasından desteği kesmek pek de mümkün olmayacaktır! Yalnız bu örnek psikiyatri için çok da ümitsiz değildir. Beyin öyle bir organdır ki, işlevini geri dönüşsüz şekilde kaybeden bölgelerin yerini diğer bölgeler üstlenebilmektedir.
Bu kez de depresyonu ele alalım; aynı şizofrenide olduğu gibi, sosyal ve ekonomik olanaklardan uzaklaşma, iştahsızlık, uykusuz geçen geceler vs. ile bozulan beden sağlığı ile bunlara çözüm olabilecek motivasyon eksikliği arasındaki kısır döngü, ilaç, TMS ya da EKT gibi tıbbi girişimlere mecbur eder hekimi. Yine hasta sosyal ve bedensel ve ekonomik işlevselliğini ele alıp da açmazdan çıktığında girişimlere son verilebilir diye düşünüyorum.
Öte yandan, sekel sorunun saptanması ve çözümü için gayret bazı medikal girişimlerin ana rasyoneli olarak varlığını sürdürebilir. Bu tür sekellerin saptanabilmesi için bereket versin ucuz, zararsızca uygulanabilen ve tekrarlanabilen elektrofizyolojik, radyolojik ve genetik analiz yöntemlerine sahibiz.
Sonuçta en başta ifade ettiğim gibi medikal girişimlere başlamanın ve sonlandırmanın ana hedefleri kısır döngülere ve açmaza yeniden düşmelere karşı önlem almak, alabilmektir.
Bu noktada tedaviyi kabul ve uyum hastadan beklenen en büyük destektir.
Sağlıklı, kısır döngülerden uzak, doğa ile uyumlu bir ömür dileğiyle yazıyı noktalıyorum.
Bizi takip edin: