Ayın Yayını

Paroksetin Tedavisinin Azalmış Cinsel İstek Üzerine Etkisinin Öngörümü: EEG Frontal Alfa Gücü

Amaç: Azalan cinsel istek (libido), depresyon hastalarında en sık görülen cinsel şikayetlerden biridir. Antidepresan ilaçların cinsel yaşam üzerinde bazı etkileri olduğu bilinmektedir. Bu ilaç grubunun içerisinde yer alan paroksetinin cinsel yan etkileri tam olarak tahmin edilememektedir. Depresyon hastaları (N = 56) üzerinde yapılan bu çalışmada, paroksetin tedavisinin cinsel istek üzerindeki etkisinin elektrofizyolojik belirteçleri araştırılmıştır.

Yöntemler: Paroksetin tedavisinden sonra depresyon hastaları, cinsel isteği normal veya azalmış olarak iki gruba ayrılıp kantitatif elektroensefalografi (QEEG) verileri tüm frekans bantlarında karşılaştırılmıştır. Hastaların dikkat durumu ve depresyon şiddeti (Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği-HDRS) kovaryant değişkenleri olarak temel QEEG üzerinde Kovaryans Analiziyle kontrol edilmiştir.

Bulgular: Paroksetin tedavisiyle cinsel isteği düzelmeyen depresyon hastalarının cinsel isteği düzelen hastalara göre dikkat problemleri bulunurken, tedavi öncesi EEG’lerinde daha yüksek frontal alfa gücüne sahip oldukları bulundu.

Kısıtlılıklar: Mütevazı örneklem büyüklüğü nedeniyle sonuçlar ön bulgular olarak kabul edilebilir.

Sonuç: Mevcut bulgulara dayanarak, paroksetin tedavisinin cinsel istekteki etkisizliğinin bir biyobelirteçi olarak EEG frontal alfa gücü dikkate alınabilir.

Mehmet Kemal Arıkan, Reyhan İlhan, Güven Günver, Özden Öksüz, Şenol Turan, Barış Metin. Alpha oscillations predict paroxetine response to low sexual desire in depression. Journal of Affective Disorders Reports 6 (2021) 100222.

TEMMUZ 2021

Bipolar Bozukluk Hastalarında Aripiprazol Tedaviye Yanıt Tahmininde QEEG Gama Gücü

Amaç: Bipolar Bozukluğun (BH) tedavisi zorlu bir konudur. Aripiprazol monoterapisi, bipolar bozuklukta maninin tedavisi için önerilen bir seçenektir. Aripiprazol tedavisine yanıtın elektrofizyolojik belirteçleri potansiyel olarak nicel Elektroensefalografi (qEEG) ile tanımlanabilir.

Yöntemler: Bipolar Bozukluğu tanısı almış 24 hasta geriye dönük olarak incelendi. Young Mani Derecelendirme Ölçeğindeki yüzdelik değişime göre, aripiprazol monoterapisine yanıt verenler (N = 14) ve yanıt vermeyenler (N = 10) olarak sınıflandırıldılar. Dinlenme durumundaki qEEG kayıtları incelendi. Tüm frekans bantlarındaki spektral güç hesaplandı. Tüm frekans bantları için mutlak güçler tedaviye cevap verenler ve vermeyenler arasında karşılaştırıldı.

Bulgular: Bağımsız örnek Mann-Whitney U testi, aripiprazol tedavisine yanıt vermeyen hastaların aripiprazol tedavisine yanıt verenlere göre daha yüksek gama gücüne sahip olduğunu ortaya koydu.

Sonuç: Mevcut bulgulara dayanarak, gama gücündeki fazlalığın bipolar bozuklukta aripiprazol tedavisine yanıt alınamamasının elektrofizyolojik biyobelirteçleri olabileceği öne sürüldü.

*** Mehmet Kemal Arıkan, Güven Günver, Reyhan İlhan, Özden Öksüz, Baris Metin. Gamma oscillations predict treatment response to aripiprazole in bipolar disorder. Journal of Affective Disorders 294 (2021) 159–162.

HAZİRAN 2021

Hamilton Depresyon ve Anksiyete Ölçeklerinin Duyarlılığını ve Özgüllüğünü Artırmanın Bir Yolu

Amaç: Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDRS-17) ve Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği (HARS-14), depresyon ve anksiyete şiddetinin değerlendirilmesinde altın standart olarak kabul edilmiştir. Bu ölçeklerin, depresyon ve anksiyetenin somatik yakınmalarını öngörmedeki özgüllüğü ve duyarlılığı hem klinik hem de araştırma alanlarında sorun teşkil etmektedir. Bu çalışma, psikiyatri hastalarında uykusuzluk, iştahsızlık ve libido kaybı semptomlarını öngörmek için HDRS-17 ve HARS-14’ün duyarlılığını ve özgüllüğünü artırmak için yeni bir model önermektedir.

Yöntemler: Bu çalışmaya bipolar bozukluk, depresyon, panik bozukluk, obsesif-kompulsif bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılı 1507 hasta dahil edildi. Hastaların uyku, iştah ve libido tahmininde HDRS-17 ve HARS-14 ölçekleri kullanıldı. Duyarlılık ve özgüllük, ROC (Receiver Operating Characteristic) kullanılarak hesaplandı. Tahmini değerleri arttırmak için lojistik regresyon yapıldı. Lojistik regresyon modelinin öngörücü değeri tatmin edici değildi ve bu nedenle her semptom-tanı alt grubu için bir dönüşüm tablosu tasarlandı. Yeni joint ROC modeli daha sonra her semptom-tanı alt grubu için HDRS-17 ve HARS-14 ölçeklerinin duyarlılığını ve özgüllüğünü yeniden hesaplamak için kullanıldı. Sonuç, klinisyenler tarafından kullanılmak üzere sunulan bir tahmin tablosudur.

Bulgular: Yeni istatistiksel model olan joint ROC’nin HDRS-17 ve HARS-14’ün duyarlılığını ve özgüllüğünü arttırdığı gözlendi.

Sonuç: HDRS ve HARS ile yapılan değerlendirmelerin sonuçlarına dayanarak, semptomların varlığını daha iyi tahmin etmek için joint ROC yöntemi geliştirilmiştir.

*** Mehmet Guven Gunver, Mustafa Senocak, Reyhan Ilhan, Hazal Aktas, Sevgi Kilic, Ozden Oksuz, Muhammed Taha Esmeray, Hamide Lacin, Mehmet Kemal Arikan. A Way to Increase the Sensitivity and Specificity of the Hamilton Depression and Anxiety Scales. Psychiatry and Clinical Psychopharmacology 2021. DOI: 10.5152/pcp.2021.21386.

ŞUBAT 2021

Diabetes Mellitus Hastalarında Kantitatif Elektroensefalografi Bulguları

Amaç: Diabetes mellitus (DM) yapısal merkezi sinir sistemi (CNS) bozukluğuna neden olur ve bu durum kognitif bozukluk klinik olarak gözlenmeden önce kantitatif elektroensefalografi (QEEG) bulguları ile tespit edilebilir. Bu çalışmanın temel amacı, DM’nin beyin fonksiyonu üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. QEEG, özellikle bilişsel yönlerde CNS işlevini yansıttığından, DM ile ilişkili bilişsel gerilemede önleme ve takip için elektrofizyolojik ipuçları bulunmasını bekledik. Psikiyatrik popülasyonun büyük çoğunluğunda bilişsel işlev bozukluğu olduğu için bu insanlara özel önem verdik. Daha önce yapılan birkaç çalışmada hipokampal atrofiye bağlı olarak posterior kortikal alfa gücünde azalma görüldüğü belirtilmiş ve düşük alfa gücünün DM’de de görüleceği varsayılmıştır.

Yöntem: Çalışmaya 207’si DM tanısı almış, 1887’si DM tanısı almamış 2094 psikiyatri hastası dahil edilmiş ve QEEG kayıtları yapılmıştır. Gözler kapalı elektroensefalografi verileri ardışık 2 döneme bölünmüştür. Fourier analizi, yapay olmayan 2 s döneminin ortalaması alınarak gerçekleştirildi. DM’si olan ve olmayan hastaların oksipital bölgelerindeki (O1 ve O2) mutlak alfa gücü karşılaştırıldı.

Bulgular: DM grubunda kontrol grubuna göre O1 ve O2’de mutlak alfa, alfa 1 ve alfa 2 gücünde azalma gözlendi. Psikiyatrik tanı tipinin QEEG bulgularını etkilemediği belirlendi.

Sonuç: DM tanısı alan hastalarda gözlenen mutlak alfa gücündeki azalma, DM’deki CNS bozukluğuna bağlı olabilir. DM’deki QEEG bulguları, CNS bozukluğunu izlerken, DM ile ilişkili demansı teşhis ederken, bilişsel sürecin takibinde, neurofeedback ve transkraniyal manyetik stimülasyon gibi elektrofizyolojik müdahaleler için protokoller oluştururken ve tedaviye yanıtı izlerken faydalı olabilir.

*** Özden Öksüz, Mehmet Güven Günver, Mehmet Kemal Arıkan. Quantitative Electroencephalography Findings in Patients With Diabetes Mellitus. Clin EEG Neurosci. 2021 Mar 17;1550059421997657. doi: 10.1177/1550059421997657.

OCAK 2021

Obsesif-Kompulsif Bozuklukta Elektroensefalografik Alfa-2 Aktivitesinin Fluoksetin Yanıtı ile İlişkisi

*** Arıkan MK, Günver MG, İlhan R. Association of Electroencephalographic Alpha-2 Activity With Fluoxetine Response in Obsessive-Compulsive Disorder. J Clin Psychopharmacol. 2021 Jan 11. doi: 10.1097/JCP.0000000000001337.

ARALIK 2020

Gamma Salınımları Obsesif Kompulsif Bozuklukta Paroksetin Tedavisine Yanıtı Öngörebiliyor

Arka plan: Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), tedaviye direncin yüksek olduğu bir psikiyatrik hastalıktır. Tedavi yanıtının tahmin edilebilmesi, hastanın tedaviye uyumunun artmasını ve hastalığın toplumda görülme oranının azalmasını sağlar. Tedaviye direnç oranlarını düşürmek için geçerli ve kullanışlı teknikler üzerinde birçok araştırmalar yürütülmektedir. Bunlar arasında kantitatif elektroensefalografi (QEEG) tabanlı belirteçler, psikiyatrik bozukluklarda tedavi yanıtının nesnel belirleyicileri olmuştur.

Amaç: Bu geriye dönük pilot çalışma, OKB hastalarında paroksetin tedavisine erken yanıtı tahmin etmek için qEEG tabanlı elektrofizyolojik belirteçleri bulmayı amaçlamaktadır.

Yöntem: İlaç kullanmayan ve komorbiditesi olmayan 30 OKB hastasına tedavi öncesi dinlenim hali QEEG ve Yale-Brown Obsesif Kompulsif Ölçeği (Y-BOCS) uygulandı. Paroksetin ile maksimum 12 haftalık tedaviden sonra hastalar, Y-BOCS puanlarındaki en az %35’lik düşüşe göre iyileşme olan ve olmayan olarak gruplandırıldı. Bu iki grubun tedavi öncesi QEEG verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldı.

Bulgular: Erken dönemde iyileşme göstermeyen OKB hastalarında tedavi öncesi gama, gama 1 ve gama 2 salınımları anlamlı olarak daha yüksekti.

Sonuç: Bu ön sonuçlar, gama salınımlarının, paroksetin tedavisi alan OKB hastalarında erken dönem iyileşme sonuçlarının elektro-fizyolojik belirleyicileri olarak kabul edilebileceğini göstermektedir.

Mehmet Kemal Arıkan, Mehmet Güven Günver, Reyhan İlhan. Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders. Ocak 2021.

KASIM 2020

OKB’de dTMS Tedavisinin Gerçek Yaşamda Etkinliği

Amaç: H7-bobinli derin transkranyel manyetik stimülasyon (dTMS) çok merkezli, şam kontrollü çalışmalara dayanarak obsesif kompulsif bozukluk’ta (OKB) kullanılabileceği Ağustos 2018’de FDA tarafından açıklandı. Biz bu çalışmada OKB için dTMS’nin gerçek yaşam pratiklerindeki etkinliğine bakacağız.

Sonuç: Gerçek klinik uygulamada OKB hastalarının çoğu dTMS’den yararlanmıştır ve iyileşmenin başlangıcı genellikle 20 seans içinde gerçekleşir. Tedavi seyrinin 29 seansın ötesine genişletilmesi, OKB semptomlarının sürekli olarak azalması ve tedaviye yanıt vermeyenlerde genişletilmiş tedavi protokollerinin değer olasılığını artırması ile sonuçlanır.

Yiftach Roth, Aron Tendler, Mehmet Kemal Arikan, Ryan Vidrine, David Kent, Owen Muir, Carlene MacMillan, Leah Casuto, Geoffrey Grammer, William Sauve, Kellie Tolin, Steven Harvey, Misty Borst, Robert Rifkin, Manish Sheth, Brandon Cornejo, Raul Rodriguez, Saad Shakir, Taylor Porter, Deborah Kim, Brent Peterson, Julia Swofford, Brendan Roe, Rebecca Sinclair, Tal Harmelech, Abraham Zangen. Journal of Psychiatric Research. November 4, 2020.

EKİM 2020

Klinik EEG’nin Araştırma ve Klinik Kullanımında COVID-19 Etkisi ve EEG’nin Güvenli Kullanımı İçin Fikir Birliğine Varılan Öneriler

Küresel COVID-19 salgını, ekonomi ve günlük hayat üzerinde etki bıraktığı gibi ruhsal ve fiziksel sağlık üzerinde de etkileri görülmektedir. Buna elektroansefalografinin (EEG) araştırma ve klinik pratikte kullanımı da dahildir. Bu raporda, bazı ülkelerden elde edilen anket verileriyle, COVID-19’un araştırma ve pratik alanda EEG kullanımına olan etkisi incelenmiş, uluslararası bir panelin sonunda EEG’nin pandemi sürecinde ve sonrasında güvenli kullanım önerilerine yer verilmiştir.

Salvatore Campanella, Kemal Arıkan ve arkadaşları. Clinical EEG and Neuroscience 1–26. August 24, 2020.

EYLÜL 2020

Psikojenik Non-Epileptik Nöbetleri Olan Hastalarda Kantitatif EEG Bulguları

Psikojenik non-epileptik nöbetler (PNES), epileptiform deşarjların eşlik etmediği konversiyon bozukluğunun klinik belirtilerinden biridir. Bu nöbetlere yatkınlığı arttırabilen faktörler henüz yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, nöbetler arasındaki dönemlerde istirahat EEG spektral güç değişikliklerini değerlendirerek PNES için kantitatif elektroensefalografi (QEEG) bulgularının araştırılması amaçlanmıştır. Bulgularımız PNES’in, merkezi motor ve somatosensoriyel kortekslerdeki yüksek frekanslı osilasyonlar (salınımlar) ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Kemal Arıkan, Özden Öksüz, Barış Metin, Güven Günver, Hamide Laçin Çetin, Taha Esmeray, and Nevzat Tarhan. Quantitative EEG Findings in Patients With Psychogenic Nonepileptic Seizures. Clinical EEG and Neuroscience, May 2020.

AĞUSTOS 2020

Biyobelirteç Olarak EEG Karmaşıklığının Obsesif Kompulsif Bozukluk Hastalarında Tedavi Direncinin Tahmin Edilmesindeki Yeri

Bu çalışmada Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında tedavi direncini öngörülebilecek Elektroensefalografi (EEG) karmaşıklığının biyobelirteç olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca tedaviye dirençli hastalarda ve tedaviye yanıt veren hastalarda EEG karmaşıklık değerleri arasındaki istatistiksel farklılıklar belirlendi. Buna ek olarak, EEG karmaşıklığı ile Yale-Brown Obsesif Kompulsif Skala (YBOCS) skoru arasındaki korelasyonlar değerlendirildi. Tedaviye dirençli 29 OKB hastası ve tedaviye yanıt veren 29 OKB hastasının EEG verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Delta, teta, alfa ve beta olmak üzere dört yaygın frekans bandına göre EEG karmaşıklığının hem tam EEG verilerinden hem de filtrelenmiş EEG verilerinden çıkarmak için yaklaşık entropi (ApEn) yöntemi kullanıldı. Sonuçlar, EEG karmaşıklığının OKB hastalarında tedaviye yanıtı öngörmek için bir biyobelirteç olarak düşünülebileceğini göstermektedir. OKB hastalarında tedavi cevabının tahmini, klinisyenlerin bireyselleştirilmiş tedavi planları geliştirmelerine ve yönetmelerine yardımcı olabilir.

Tuğçe Ballı Altuğlu, Barış Metin, Emine Elif Tülay, Oğuz Tan, Gökben Hızlı Sayar, Cumhur Taş, Kemal Arıkan, Nevzat Tarhan. Prediction of treatment resistance in obsessive compulsive disorder patients based on EEG complexity as a biomarker. Clinical Neurophysiology, March 2020.