Özgün Felsefi Psikiyatrik Aforizmalar

İç gözlem ve halüsinasyonlar

Derinlemesine gözlem yeteneği, en önemli insani değerlerden olmalı. İnsan ruhu sanki katman-katman! Her seviye altta kalan seviyelerde olan bitene dair gözlem yapma gücüne sahip diye düşünüyorum. Seviye yukarı çıktıkça gerçeğe yakınlaşıyor ve gözlem gücü artıyor gibi! Eğer böyle olmasaydı, yani objektif gözlem gücünü kullanmasaydı, “Akıl Oyunları”nın usta kahramanı John Nash halüsinasyonlarını fark edebilir miydi? “Eğer gördüklerim gerçek olsaydı benimle beraber yaşlanırlardı!” dediğini hatırlayın.

Psikoz

Olaylar arasında takatiniz kesilircesine, sürekli ilişki arıyor ve o ilişkileri hep kendinizle ilintili, size mesaj taşıyıcı nitelikte buluyorsanız psikozda olabilirsiniz.

Özür dilemek ve bağışlamak

Gereğinde özür dilemek en ciddi ruh sağlığı göstergelerinden olsa gerekir. Orada, “empati”, yani diğerine verdiğiniz zararı duyumsama yeteneği, “iç görü” yani kendinizde olan yanlışlığı saptama gücü ve sağlıklı bir kişiliğe yani narsisizmden uzak, alçak gönüllü bir yapıya özgü kuvvetli ipuçları vardır. Diğer yandan özür dileyerek kendi-kendiyle mücadele verdiğini gösteren bir kardeşinize omuz vermektir bağışlamak… Özür dilemek ve bağışlamanın bol olduğu bir toplumda adaleti tesis etmek ne kadar da kolaydır. Tersinin ise kan davasına dek varan bir dizi toplumsal hastalığa, hatta kaosa yol açacağı açıktır… Bu da işin sosyolojik boyutudur.

İradeyi teslim etme / bağımlılık

İradenizi teslim ettiğinizde insan olmaya dair önemli bir özelliğinizi kaybetmişsiniz demektir. İsteğinizle hareket etme, tercih etme yetisi… İradeyi teslim alan şey genellikle ödül-ceza sisteminden yararlanıyor. Beynine yerleştirilen elektrot vasıtasıyla ölümüne kendini ödüllendiren zavallı bir hayvan ile, “rating”, para, hayali bir ödül peşinde koşan bir kumarbaz, internet ya da her hangi bir şeyin bağımlısı arasındaki ilişki açık. Doğulu bir düşünür dostumun dediği gibi “Düşünüyorum o halde varım!” yerine “İradeliyim o halde varım!” demek daha mı doğru ne? Hatta bir adım ileri gidip; her türlü bağımlılıktan kurtulmak varoluşun ta kendisidir diyebilir miyiz?

İntihar riski ve kendinize verdiğiniz değer

Kendinize verdiğiniz değer; sodyum, potasyum, kalsiyum, pH vb kan değerleri gibidir. Belirli sınırları aşmak yaşamla bağdaşmaz. “Ben bir hiçim!” ya da “Ben her şeyim!”, noktalarına doğru gittikçe intihar riskiniz yükselir! Örnek mi istiyorsunuz? Sayısız ağır depresyon ve narsisizme duçar tarihi şahsiyetleri aklınıza getirin…

Panik bozukluk ve zaman algısı

Panik bozuklukla zaman algısı arasında ilişki olduğunu gözlüyorum. 1 dakika size kısa geliyorsa sınavlarda paniğe kapılırsınız. Ama 2 dakikaya sığan koca şarkıların varlığını hatırlatmak isterim. Ne kadar rahatlatıcı değil mi?

Anılar ve depresyon

Anılar bazen yakıcıdır, bazen okşayıcı… Ama eğer sürekli geçmişi düşünüp anılarınızdan dolayı yanıyorsanız, gelecek artık yok gibiyse ve yaşadığınız ana konsantre olamıyor, konuşmalara dahi dikkat veremiyorsanız ciddi depresyon yaşıyor olabilirsiniz!

Geçmişten ders almak ve empati

Geçmişten ders almakla empati yeteneği arasında güçlü bir bağ olduğunu düşünüyorum. Kendi geçmiş deneyimlerinizden ne kadar çok ders alırsanız başkalarının deneyimlerini o kadar iyi duyumsarsınız! Belki de bir anti-sosyalin başkalarının duygularını anlayamaması, kendi geçmiş deneyimlerinden ders çıkaramamasıyla ilişkilidir!

Sevgi ve hoşgörü

Sevgi toleranstır diye düşünmüşümdür hep. Ne kadar seviyorsanız o kadar hoş görürsünüz…

“Hangisi olmaz?”

Eğer “Hangisi olmaz?” Sorusuna sağlıklı bir cevap veremezseniz, yani çok katı ya da aşırı cıvık bir süper egonuz var ise, “Hangisi en doğrusudur?” Sorusuna hiç cevap veremezsiniz. Yani ego-idealiniz iflas etmiştir. Bunun net sonucu ise psikoz, psikopati vs. dahil ciddi ruhsal bozukluklardır. Buradan sosyolojik bir uyarlama da yapılabilir; kamusal hayatta “Hangisi olmaz?” sorusunun cevabını vermesi gereken, uygulamadaki hukuk sistemini içine sindirememiş toplumlarda, karar aşamasına gelindiğinde yaşanan kaosun temelinde de bu yatıyor olabilir.

Aşırı talepkârlık

Aşırı talepkâr iseniz belki de kişilik bozukluğunuz vardır!

Mikdar-ı kâfi

Fazlayı değil, azı da değil, esas olan optimumu yakalamaktır. Bence istatistik vesaire bütün hesapları ona göre ayarlamakta yarar vardır! Yani “mikdar-ı kâfi” meselesi…