Sosyal Medyayı Avantajımız İçin Kullanmak: Pandemi Sürecinde Kaygıyı Hafifletmek

Sosyal Medyayı Avantajımız İçin Kullanmak: Pandemi Sürecinde Kaygıyı Hafifletmek

Bundan on yıl öncesine kadar telefon vb. cihazların ve destekledikleri sosyal medya uygulamalarının günlük yaşamımızda oynayacağı rolleri ve COVID-19 salgını gibi felaketlerle mücadele eden insanların ruh sağlığını desteklemek amacıyla kullanılacağı tahmin edilemezdi.

Sosyal medya kullanımı karmaşıktır: Eğlence, bağlantı, bilgi kaynağıdır. Aynı zamanda zihnimizde olanın bir yansımasıdır. Forbes kısa bir süre önce 1 günde (28 Şubat 2020) 6.7 milyon kişinin sosyal medyada koronavirüsten bahsettiğini bildirmiştir. İki haftadan daha az bir süre sonra da (11 Mart) analitik şirketi Sprinklr yaklaşık 20 milyon kişinin koronavirüs ile ilgili terimlerden bahsettiğini bildirmiştir.

Peki, bu bağlantı ve bilgiler zihnimizi nasıl etkiliyor? Çin Psikoloji Derneği tarafından Şubat ayında yayınlanan bir ankette kişilerin %42,6’sının kaygı belirtileri gösterdiği bulunmuştur. Virüsün henüz yeni yayılmaya başladığı Amerika Birleşik Devletleri’nde bile, kaygı belirtileri yaygındır. The National Alliance on Mental Illness (Ulusal Akıl Hastalıkları İttifakı) kuruluşa yapılan telefon aramalarında ani bir artış olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, ruhsal hastalık bilincini artırmaya adanmış kar amacı gütmeyen Mental Health America, çevrimiçi kaygı tarama testlerinin tamamlanma oranının Şubat başı ve sonu arasında önemli ölçüde arttığını (% 19) bildirmektedir. Bu verilere göre kişilerin COVİD-19 salgını hakkında oldukça kaygılı olduğu söylenebilir.

Bazıları endişemizin kısmen de olsa sosyal medyanın sağladığı bilgi fazlalığı tarafından körüklendiğini savunuyor. Aslında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) virüs ile ilgili sosyal medyada meydana gelen durumlar için yeni bir terim geliştirmiştir: infodemik. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, infodemik – insanların ihtiyaç duyduklarında güvenilir kaynak ve rehber bulmalarını zorlaştıran bazıları doğru ve bazıları yanlış çok fazla bilgi- anlamına gelmektedir.

Ancak, sosyal medyanın kaygılı ve izole hissedenler için yardımcı olabilecek birçok yönü de vardır. İyi beslenerek, aktif kalarak ve yeterince uyuyarak fiziksel benliklerimize bakmanın yanı sıra, zihinsel sağlığımızı da izlemeliyiz. Amerikan Psikoloji Derneği, bir normalite duygusu yaratarak ve sosyal ağları koruyarak kaygıyı hafifletmeyi öneriyor. Bu öneri, görüntülü sohbet programları, e-posta veya messenger uygulamaları aracılığıyla başkalarıyla bağlantı kurarak gerçekleştirilebilir. Ayrıca aile ve arkadaşlarla yapılan bu etkileşimler sırasında paylaşılan yararlı bilgiler, kişilerin kendi kaygıları ile baş etmeleri konusunda yardımcı olur. Birbirine destek sunmanın sadece onu alan kişiye değil, aynı zamanda destek veren kişiye de faydalı olabileceği kanıtlanmıştır.

Sonuç olarak kaygıyı yönetmek bir denge meselesidir. Medya tüketimini bilinçli olacak şekilde düzenlemek ve yanlış bilgi kullanmaktan kaçınmak faydalı olacaktır. Bu belirsiz zamanda ilerlerken hem bedene ve zihne yönelmek için hem de insanlarla bağlantılar kurup rahatlamak için teknolojiden yararlanabiliriz.

KAYNAK:
Wiederhold , B.K. Using Social Media to Our Advantage: Alleviating Anxiety During a Pandemic, Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking,23(4), https://doi.org/10.1089/cyber.2020.29180.bkw