Bir psikiyatristin kanserle imtihanı

2010 yılının şükran gününde, Dr. Randy Hillard’ın şükredeceği şeylerin sayısı hayli fazlaydı. 61 yaşındaki psikiyatristin sevgili bir karısı, hallerinden memnun erişkinlik çağındaki çocukları ve her gün severek gitmekte olduğu Michigan Üniversitesindeki işi vardı. Ayrıca sağlığı gayet iyi durumdaydı.

Neredeyse…

Merdiven çıkarken nefes nefese kalıyor ve ayağa kalktığında baş dönmesi yaşıyordu. Bu sebeple, bir dahiliye uzmanına başvurdu. Dahiliye uzmanı belirtilerin sebebini bulmak amacıyla bazı testler istedi.

1 Aralık 2010 tarihinde Dr. Hillard elektronik tıbbi dosyasındaki patoloji raporunu okudu: “Orta düzeyde diferansiye ve ülsere mide adenokarsinomu”. 5 ocak 2011 ‘de midedeki büyük ölçülerdeki tümör cerrahi operasyonda alındı ve tümörün 4. evre’de olduğu saptandı. Bundan sonra Dr. Hillard’ın aylarca süren kemoterapi ve radyoterapi aşamalarından geçmesi gerekiyor ve bu aşamalara ciddi mide bulantısı eşlik ediyordu.

Dr. Hillard verdiği mücadeleyle ilgili düşünce ve hislerini yakın zamanda Psychiatric News ile paylaştı:

4. evrede mide kanseri olduğunuzu öğrendiğinizde, ne düşündünüz ve neler hissettiniz?

İlk önceleri hislerimden çok düşüncelerim hakimdi, şöyle düşünüyordum “Artık bir ölüyüm.  Ölümüm çirkin ve ağrılı bir şekilde olacak ve hayatımdaki hiçbir şeyin bir anlamı yok”. Tıp fakültesinde okurken gördüğümüz korkutucu kemoterapi reaksiyonlarını ve batın kaynaklı ölüm süreçlerini hatırladım. Ulusal Kanser enstitüsünün SEER isimli veri tabanında prognozumun  (hastalığın gidişatı) ne olduğuna baktım: 3 yıl yaşama şansım %30, 5 yıl yaşama şansım %10’du. Oregon’a yerleşip, oradaki doktor yardımlı intihar (ötenazi) kanunundan yararlanmayı düşündüm. Hatta İsviçeredeki Dignitatis isimli ötenazi kuruluşuyla bile iletişime geçtim.

Kanser olduğunuz haberine verdiğiniz tepki üzerinde psikiyatrist olmanızın bir etkisi oldu mu?

Almış olduğum psikiyatrik eğitim, tüm bu yaşadıklarımın geçici süreli bir çılgınlık nöbeti olduğunu düşündürdü ya da karmaşık emosyonel özelliklere sahip bir akut stres tepkisi veriyordum. Hislerimle temas etmediğimi, hislerimi ihmal ettiğimi fark ettim. Psikoterapi görmeye başladım. Eşime, çocuklarıma ve iş arkadaşlarıma ulaşabilmek için hislerimi serbest bıraktım.

Psikiyatrist olmanız, kemoterapi ve radyoterapinin ağır yan etkilerine ve yaşayıp yaşayamayacağınız korkularına dayanma noktasında size yardımcı olabildi mi?

Mesleğimin psikiyatristlik olması ve psikoterapi görmem, şok ve dehşet duygusundan temeldeki korku ve çaresizlik duygularına ulaşmama yardımcı oldu diyebilirim.

Mevcut durumda prognozunuz (hastalığın gidişatı) nedir?

Halen herhangi bir şikayetim yok, hastalık belirtisi kalmadı. Doktorlarım durumumun iyi gittiğini ve hatta şu anda beni “kansersiz dönemde” kabul ettiklerini söylediler. Tabii ki biz psikiyatristlerin ciddi psikiyatrik hastalıklarda hastalarla konuşurken yaptığımız gibi sözcükleri kullanırken dikkatli davranıyorlar. SEER veri tabanını tekrar ziyaret ederek bir, üç ve beş yıl süreyle yaşama şansıma bir göz atabilirdim diye düşünüyorum, ancak lüzum hissetmedim. Kubler-Ross’un bütün yas evrelerinden, yani inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul aşamalarından geçtim (doğrusu bu belirli bir sırayı takip ederek olmadı). Şu anda büyük oranda inkar aşamasına geri dönmüş durumdayım. Yakın zamanda kullanılmış değil de yeni bir araba satın aldım, çünkü kullanılmış bir arabadan daha uzun süre dayanabileceğimi düşünmekteyim.

Şu anda çalışıyor musunuz, çalışıyorsanız hangi düzeyde?

Aslında Eylül ayında işe geri döndüm. Akıl sağlığı öğrencileriyle haftada iki gün çalışmaktayım. Bir miktar eğitim veriyorum, süpervizyon yürütüyorum ve birkaç ilginç araştırma projesinde çalışıyorum. Bunlardan birisi birinci ve ikinci dereceden akrabasında mide kanseri (benim hastalığım) olanlarda helikobakter infeksiyonunun tanısı için yeni uygulama kılavuzlarının uygulanması denemesi.  Hastanelerden birisine yeni bir tıpta uzmanlık programı başlatmaları konusunda yardımcı olacağım ve haftada iki gün son evredeki hastaların bakım gördükleri bir merkezde konsültanlık üstlenmiş durumdayım.

Kanserle verdiğiniz mücadelede öğrendiğiniz en önemli bir iki dersin neler olduğunu söyleyebilir misiniz?

Üretkenliğin bir din haline getirilmesi ve kariyere odaklı robotlara dönüşmemiz hiç de iyi fikir değil. Asıl önemlisi ilişkiler ve nezaket.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece yorumlarınızı iletin. Sorularınızı Soru Sor bölümünden aktarın.