Z. Soner Dinç
Felsefe Yüksek Lisans

Kentler ve Bireysel-Toplumsal Yaşam

“…bir şehir nüfusunun örgütlenmiş birliği, zamanın, bir kır köyünde gereksenenden daha doğru olarak bölümlere ayrılmış olmasını gerektirir.” (Gordon Childe, “Mezopotamya’da Şehir Devrimi”)

Yaklaşık yarım asır önce Türkiye toplumunun yüzde 75-80’i köylerde/kırda yaşıyordu. Bugün ise artık bu yüzde tam tersine dönmüş durumdadır. Türkiye toplumunun yüzde 75-80’i artık kentlerde/şehirlerde yaşıyor. Dünya genelinde de benzeri bir yüzde ve eğilim vardır. Nüfusun önemli bir bölümü kentlerde yaşadığı için, kent her birimiz için hayati derecede önem taşıyan özel bir yapıya bürünüyor. Zira hepimiz kentlerde yaşıyoruz, ondan bağımsız değiliz; hatta ona göbekten bağlıyız.

Hiçbirimiz haliyle kentlerle ilgili bir konuda “bu beni ilgilendirmiyor” diyemeyiz. Her birimiz canlı olan kentlerin canlı birer parçasıyız. Birlikte nefes alıyoruz ve onunla ilgili olan en küçük şeyler bile, hayatlarımıza doğrudan etki ediyor. Hayat standardımızla birlikte, gündelik hayat rutinlerimizi de belirliyor/değiştiriyor. Bu yazıda kısaca önce kentlerin önemine odaklanacağız. Sonrasında ise kentlerimizin hem bireysel hem de toplumsal olarak bedensel ve de ruhsal sağlığımızı nasıl etkilediğine/etkiliyor olabileceğine değineceğiz.

Kentler adeta yaşayan canlı organizmalar durumundalar. Zaman zaman kabuk değiştiren, zaman zaman başka kılıklara giren canlılar gibiler. Endüstrileşen, bu yönü itibarıyla da kent merkezli olan toplumsal yapılarda milyonlarca insan bir arada yaşıyor. Kent-kır oranındaki değişimin en asli nedeni, kent merkezli olan toplumsal endüstriyel düzenlerdir.

Kentin kalbinde bir başka organizma olarak insanlar yaşıyorlar. Peki bu canlılar en temel gereklilikleri olan nefes almayı nasıl yapıyorlar? Ne yazık ki günümüzün aşırı büyüyen “beton hormonlu” kentlerinde, düzenli olarak nefes alıp vermek mümkün değil. Soluk boruları kapatılıyor, oksijen kaynakları acımasızca tüketiliyor. Kentler nefes alamadığı için, bireyler ve toplum da nefes alamıyor… Canlılığın devamının koşulu olan nefes düzenli olmadığı zaman, birey ve de toplumda çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Yeri gelmişken, insanların kendilerini bedensel ve ruhsal olarak geliştirme zeminini sunan kentler en acil ihtiyaçlarımızdandır. Her biri bir diğeriyle ilişki halinde, silsile içerisinde.

Diğer yandan ise, kentler kırsal yaşama göre pek çok avantajı da içerisinde barındırıyor elbette. Eğitim, sağlık, ulaşım, kültür vb. alanlarda, kent-kır kıyası yapmak bile abes olur. Kentlerin merkezde yer aldığı yeni dünya sayesinde dünyamız değişti, hızlandı, kolaylaştı. Kentler ‘dünya’yı sunuyorlar bizlere. Bununla birlikte ‘kent kaynaklı’ denilebilecek sorunların da az olduğunu söylemek zordur. Pek çok sağlık sorunu, doğrudan kentle ilgili olmasa da, kentlerin yönetimindeki sorunlardan kaynaklıdır denilebilir.

En çarpıcı örneği yine ‘nefes’tir. Her an doğal olarak soluduğumuz havanın içeriğindeki maddelerden bağımsız olarak, artan hastalıkları düşünmek imkânsızdır. Geçenlerde “Dünya Kanser Günü”ydü. Alanında yetkin bir cerrah kanser vakalarındaki artışla, büyükşehirlerdeki yaşam biçimleri arasında doğru orantı olduğunu söylüyordu. Yaptığı çıkarım da, kanser vb. hastalıkların toplumsal koşullar kökenli nedenlerine odaklanıyordu. Üzerine düşününce, bu vurgunun çok önemli olduğuna inanmamak zordur. Beslenme, yaşayış biçimi, soluduğumuz havanın kalitesi, trafik, kentsel atıklar… bütün bunlar sağlıklılık için temel ölçütler.

Kentlerimiz bu konularda ne durumda peki? Kentlerimize bu ölçütlerle baktığımız zaman “geçer not” alabilecek kentimiz var mı? Kentlerimizin bizlere sunduğu imkânlar sağlık için önemli olan çevresel koşulları nasıl düzenliyor? Cevabın ucunu açık bırakalım…

Devamında yine kentsel stres kaynaklı bunalımları yadsımak mümkün müdür? Büyük kentlerdeki ruhsal bunalımları, sadece bireysel vakalar olarak ele almak doğru olur mu? Her birimiz gün içerisinde kaç saatimizi trafikte geçiriyoruz? Ya 1 yılda toplam olarak? Ulaşım için harcanan zaman, hayatımızdan çalınan bir zaman değil midir? Kentlerde zaman bulmak zaten zorken, en kıymetli zamanlarımızı yollarda harcamak zorunda kalmak makul mudur?

Kentlerimiz huzur ve dinginlik merkezleri durumunda mı? Yoksa tam tersi olarak bedensel-ruhsal sorunlarımızın temel kaynaklarından biri durumunda mı? Kentler, kendi hallerinde sorunların direkt kaynağı değildir. Kentlere ‘yaşam alanı’ formunu verenler, ortaya çıkan ürünlerin mimarlarıdırlar. Bir kent, sen ona verirsen, onu sana direkt yansıtır. Kendi halinde ‘suçlu’ olmadığı gibi, masumdur da.

Bu ‘mimarlar’ kimlerdir? Örneğin Antik Yunan’da yurttaşlık hakkına sahip olan kişiler (yani “köle olmayan erkekler”), aynı zamanda kentte yaşayan yurttaşlar olarak kentin akıbeti hakkında da söz sahibiydiler. Doğal olarak kent için yönetici durumundalardı. Dönemin filozofları da kent konusu hakkında, en başta nüfus ve kent-devletinin idare biçimi üzerine çeşitli önerilerde bulunmuşlardır.

Bugün ise temel noktanın, sonsuz bir kâr hırsı ve rant odaklı bir kent yönetimi değil, merkezinde “insan” olan bir yönetim anlayışının öne çıkmasının gerekli olduğudur. Hem bireyler hem de bireylerin oluşturduğu toplumsallık için bu artık şarttır. Kentler ‘sağlıklılık’ için de en temel nokta durumundadır. “İnsan” denilen canlının kentin merkezinde olması gerektiğini tekrar anımsamak gerekmektedir.

Şair İsmet Özel bir şiirinde “eylesin neyleyecekse şehrin insanı” derken bu kısıtlılıklara da mı vurgu yapmaktaydı? Belki. Ancak bu rastlantısallık kentliler için hayırlı bir gelişme değildir. Kentleri herkes için yaşam alanı olarak tasarlamak, şehrin insanının yaşam dünyasını genişletecektir. Rant kaynağı değil, yaşam alanı olarak tasarlama sürecinin çoğulculuğu bireyleri de böylece aktif özneler yapacaktır. Yaşadığı alan tasarlayan birey kendinin değerli olduğunu böylece de görmüş olacaktır. Kentlerin tamamı, kentin içinde yaşayanların doğal birer yaşam alanıdır. Kentlere yönelik başka her türlü amaç ve niyet, kişilerin yaşam alanlarını daraltır, bunaltır, sıkar. Sonuç olarak çok çeşitli biçimlerde sorunlara sebep olur. Temel noktanın bu olduğunu hiçbir zaman unutmamakta fayda var gibi görünmektedir.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece okuduğunuz yazı ile ilgili yorumlarınızı iletin.