Otoimmün hastalık depresyon ve anksiyete riskini artırıyor

Yeni yayımlanan büyük ölçekli bir çalışma, otoimmün hastalıklarla duygudurum bozuklukları arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, İngiltere’de yürütülen ve 1,5 milyondan fazla yetişkini kapsayan bir veri setini analiz ederek, kronik inflamasyonun ruh sağlığı üzerindeki etkilerini inceledi. Bulgular, otoimmün hastalığı olan kişilerde depresyon, anksiyete ve bipolar bozukluk riskinin anlamlı ölçüde arttığını gösteriyor.
Çalışma nasıl yapıldı?
Araştırma, “Our Future Health” adlı geniş çaplı taramadan elde edilen verileri kullandı. Toplam 1.563.155 yetişkin katılımcı iki gruba ayrıldı:
- En az bir otoimmün hastalığı olanlar (37.808 kişi)
- Otoimmün hastalığı olmayan genel popülasyon (1.525.347 kişi)
Otoimmün hastalık varlığı, araştırmacılar tarafından kronik inflamasyona maruz kalmanın dolaylı bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Depresyon ve anksiyete oranları belirgin şekilde daha yüksek
Sonuçlar çarpıcıydı. Yaşam boyu en az bir duygudurum bozukluğu tanısı alma oranı:
- Otoimmün hastalığı olanlarda: %28,8
- Genel popülasyonda: %17,9
Benzer şekilde:
- Güncel depresyon belirtileri (PHQ-9 ≥10): %18,6 vs %10,5
- Güncel anksiyete belirtileri (GAD-7 ≥8): %19,9 vs %12,9
Bu farklar istatistiksel olarak anlamlıydı.
Risk analizi ne gösterdi?
Araştırmacılar lojistik regresyon modelleri kullanarak risk oranlarını hesapladı. Otoimmün hastalığı olan kişilerde herhangi bir duygudurum bozukluğu yaşama olasılığı yaklaşık iki kat daha yüksekti (OR=1.86).
Yaş, cinsiyet, etnik köken, gelir düzeyi, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, kronik ağrı ve sosyal izolasyon gibi değişkenler kontrol edildiğinde dahi risk artışı devam etti (düzeltilmiş OR≈1.48).
Bu durum, ilişkiyi yalnızca sosyoekonomik ya da psikososyal faktörlerin açıklamadığını düşündürüyor.
Kadınlarda risk daha da yüksek
Çalışma ayrıca hem otoimmün hastalıkların hem de duygudurum bozukluklarının kadınlarda daha sık görüldüğünü doğruladı. Otoimmün hastalığı olan kadınlarda ruhsal bozukluk oranları, aynı fiziksel hastalığa sahip erkeklere kıyasla anlamlı derecede daha yüksekti.
Araştırmacılar, bu farkın hormonal etkiler, bağışıklık sistemi farklılıkları ve inflamatuvar yanıt paternleriyle ilişkili olabileceğini öne sürüyor.
Olası mekanizmalar
Önceki araştırmalar, inflamatuvar belirteçlerin (örneğin CRP ve IL-6) depresyon ve anksiyete ile bağlantılı olabileceğini göstermişti. Ayrıca bazı çalışmalarda anti-inflamatuvar tedavilerin depresif belirtilerde iyileşme sağladığı bildirilmişti.
Bu yeni çalışma doğrudan inflamasyon biyobelirteçlerini ölçmese de otoimmün hastalıkları kronik inflamasyonun bir göstergesi olarak ele alarak, bağışıklık sistemi ile ruh sağlığı arasında geniş ölçekli bir epidemiyolojik ilişki ortaya koyuyor.
Çalışmanın sınırlamaları
Araştırma gözlemsel ve kesitsel tasarıma sahip olduğu için neden-sonuç ilişkisi kurulamaz. Ayrıca inflamasyon düzeyleri doğrudan ölçülmemiştir ve tanılar öz-bildirime dayanmaktadır.
Bu nedenle inflamasyonun doğrudan ruhsal bozukluklara yol açtığı söylenemez; ancak güçlü bir ilişki olduğu açık.
Klinik açıdan ne anlama geliyor?
Araştırmacılar, otoimmün hastalığı olan bireylerde düzenli ruh sağlığı taramasının klinik uygulamaya entegre edilebileceğini belirtiyor. Özellikle kadın hastalarda erken tanı ve müdahale önemli olabilir.
Genel olarak çalışma, bağışıklık sistemi ile ruh sağlığı arasındaki bağlantının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Kronik inflamasyon, yalnızca fiziksel hastalıkların değil, psikiyatrik riskin de bir parçası olabilir.
KAYNAKÇA:
Mudra Rakshasa-Loots, A., Swiffen, D., Steyn, C., Marwick, K. F. M., & Smith, D. J. (2025). Affective disorders and chronic inflammatory conditions: Analysis of 1.5 million participants in Our Future Health. BMJ Mental Health, 28, 1–7.

Bizi takip edin: