Pandemi Sürecinde Sosyal Desteğin Önemi

Pandemi Sürecinde Sosyal Desteğin Önemi

İnsanlığın hiç beklemediği bir durum olarak Koronavirüs, 2019 yılının Aralık ayında Çin’de ortaya çıkmasının akabinde geçtiğimiz senenin Mart ayında ülkemizde de etkisini göstermeye başladı. Bu durum salgın hastalıklar arasında ilk olmamasına karşılık, bütün dünya ülkelerinde görülen bir salgın olma özelliğini taşıyordu.

Koronavirüsün nasıl bu denli hızlı yayıldığı sorusunun aydınlanması belli bir vakit alacağa benzediği için; belirgin şekilde ölümlere sebep olan bu duruma karşı insanlığın en temel savunması salgınla karşılaşma oranlarını azaltmanın yollarını aramak oldu. Hemen her devlet, yönetim şeklinin ne olduğu fark etmeksizin karantina kararlarını uygulamak durumunda kaldı.

Toplumun her tabakasından insanımızı etkileyen bu durum şüphesiz akıllara (yaşam formunun ani bir değişime uğraması dolayısıyla) salgının insanları mecbur bıraktığı izolasyon durumundan bireylerin psikolojik anlamda nasıl etkileneceği sorusunu getirdi. Kendilik inşasını, varoluşunu başkalarının varlığına borçlu olan insan, biyo-psiko-sosyal bir canlıdır. İnsanlar ile iletişimin azaldığı bu süreçte karantina koşulları kişilerin sosyal ihtiyaçlarını olumsuz etkilediğinden “sosyal hizmet” çalışmalarına ciddi bir görev düşmekteydi.

Öngörülemez bir pandemi ve bu durumdan doğan sosyal ihtiyaçları karşılamak sosyal hizmet birimlerini de zor durumda bıraktı dersek yanılmış olmayız. Sosyal hizmet, COVID-19 krizi sırasında, evsizler veya yaşlılar gibi savunmasız grupların acil sosyal ihtiyaçlarını kapsama noktasında çok önemli bir rol oynadı.

Tarihsel salgınlarda yoksul kesimin hastalıktan daha çok etkilendiğine dair tarihsel pek çok kanıt var olduğundan, yanlış bilgilendirme ve iletişimin, hükümetlerin sağlık uyarısına daha az erişimi olan bireyleri orantısız bir şekilde etkileyebileceği öngörülüyordu. İşbu noktada sosyal hizmet çalışanlarına büyük bir görev düşmekteydi.

Bu çerçevede, sosyal bilimler ve sosyal hizmet araştırmaları yalnızca akademik tartışmalara değil, aynı zamanda eşitsizliklerin nasıl önleneceği, en aza indirileceği ve bunlara nasıl yanıt verileceği ve özellikle COVID-19’dan etkilenen savunmasız grupların sosyal acil ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı üzerine araştırma yaparak katkıda bulundu.

Yapılan araştırmalar pandemi sırasında evsizlerin ve yaşlıların ihtiyaçlarını ele almanın yollarını göstererek, iş birliği yapmanın ve sorumlulukları paylaşmanın önemini ortaya koymaktadır. Sosyal hizmet uzmanlarının ölüm öncesi ve ölüm sonrası hazırlığı ve organizasyonu ile ilgili olarak, pandemi bağlamında potansiyel uzun süreli yas bozukluğunu hafifletmek için psikolojik müdahaleler sağlama konusundaki ilgili rollerini dikkate almak önemlidir.

Sosyal hizmet çalışmaları insanların yaşamlarında ortaya çıkan günlük sorunları çözmelerine ve bunlarla baş etmelerine yardımcı olmaktadır. Psikoloji de bireylerin başkalarıyla ve çevresi ile nasıl ilişki kurduğunu duygusal, bilişsel ve davranışsal pencereden gözlemler ve anlamlandırmaya çalışmaktadır. Bu noktada kişilerin sorunları nasıl karşıladığı kadar sürecin yönetiminin de psikolojik anlamda etkisi çok açık bir şekilde görülmektedir.

Hem sosyal hizmet hem de psikoloji, bireyin kendine yardımcı olmak için gerekli araçlarla donatılmasını sağlayan alanlardır. Aynı sonuca yönelik bu iki alana zorlu pandemi koşullarında aktif olarak ihtiyaç duyulmaktadır.

Yalnızca sosyal hizmet çalışanları, psikologlar değil aynı zamanda birbiri ile iletişimde olan kişilere salgın döneminde sosyal etkileşimi artırmak fayda sağlamaktadır. Sosyalliğe hayatın her anında ihtiyaç duyan bir varlık olduğumuz şüphe götürmez bir hakikat olduğundan pandemi sürecini sosyal değil fiziksel mesafeyi koruyarak atlatmanın kişi üzerinde daha olumlu etkileri olacağı düşünülmektedir.

KAYNAKÇA:
Redondo-Sama, G.; Matulic, V.; Munté-Pascual, A.; de Vicente, I. Social Work during the COVID-19 Crisis: Responding to Urgent Social NeedsSustainability 2020, 12, 8595. DOI: 10.3390/su12208595