Z. Soner Dinç
Felsefe Yüksek Lisans

Bilimin Anlamı ya da Bilim Ne İşe Yarar?

Bilim toplumsal olarak hayatımızın neresindedir? Yaşadığımız modern toplumsal yaşam biçimlerinde bilimsel çalışmaların hem yeri hem de izleri var mıdır? Peki, toplumsal hayat, bilim ve eleştiri kavramları arasında esaslı bir ilişki var mıdır, eğer varsa nasıl bir ilişkidir bu? Bilim hayatlarımızı değiştirir, geliştirir mi, işlevi nedir gibi sorulara yanıtlar aramaya çalışalım.
*
Bilim, gündelik hayatın hızlı akışı içerisinde sıklıkla farkında olmak zorlaşsa da, somut pratikleriyle hayatın her alanında yanımızdadır. Bilimin çıktıları ile toplumsal hayat iç içe geçmiş durumdadır. Elektronikten internete; ulaşımdan enerjiye kadar oldukça geniş bir yelpazede, bilimsel araştırmaların sonuçları ile yaşıyoruz. (Bilimin sağladığı toplumsal faydalar ve bilimsel ürünlerin istismarı sonucu ortaya çıkan kötülük arasındaki gerilimli ilişki, bu yazının konusu değildir.) Bu konuya, son günlerde Türkiye gündeminde olan (olması da gereken) en önemli problem üzerinden örnekleyerek devam edelim: Deprem. Adını anmak bile sevimsiz, ancak buna karşın bunu yapmak, belki de hiç olmadığı kadar acil ve şart.
*
Çeşitli bilimsel alanların kesişimi ile ortaya konan bilimsel araştırmalar, İstanbul’un da içinde yer aldığı coğrafi bölgenin, bir deprem bölgesi üzerinde olduğunu açıklıkla gösteriyor. İstanbul (ve çevresi) aktif bir fay hattının üzerindedir. Haliyle de, büyük bir yıkıcı deprem olması çok olası. Bunun istatistiksel modellemelerini yapıyor araştırmacılar. Bu konu bilimsel verilerle apaçık ortada. Herhangi bir tartışmalı ya da belirsiz yanı yok.

Bunu anlaşılır bir tarzda ortaya koymak bilim insanlarının işi. Bilimin aşırı teknikleşmiş dilinden sıyrılıp, açık ifadelerle bu konuyu anlatmak bilim insanın toplumsal vazifesi belki de. Bilimsel bir alanda, alanın teknik dili bariyer oluşturucu problem haline gelmemelidir. Böylece daha fazla sayıda kişiye ulaşmasının önündeki engel kaldırılmış olabilir.

Peki, bu apaçık duruma rağmen, hem ilgili bir yerin yerel yöneticileri, hem de merkezi hükümetler bu konuda neler yaptı/yapıyor? Bilimin ortaya koyduğu veriler, toplumsal karar alıcıları harekete geçirmelidir. Bunu kabul etmek, çok basit ancak şart olan bir ilk adımdır, bir hayati ön koşuldur. Harekete geçmek: Bilim bunu yapamaz, o başka bir düzlemin işidir. Bu konuda, karar alıcıların çok ciddi şeyler yapmadıkları, çok karmaşık bir konu da değil maalesef.

Bilimin çok açıkça ortaya koyduğu verileri ciddiye almamak, bu anlamda kamusal bir ihmal ve de büyük bir suçtur. Zira olası büyük yıkımın ve ölümlerin sorumlusu bu veriler ışığı altında, “doğal afet” olarak görülebilecek deprem değildir! Dört bir yandan dile getirilen “doğal afet” vurgusu, bilim dışı bir yorumdur. Depremin olmasının “doğal” olduğu, kestirilemez bir yapıda olduğu elbette gerçektir. Bilimsel olan kısmı da budur. Ancak onu “afet” durumuna iten şey, insan kaynaklıdır. Olası bir “afet” kısmı, ona karşı yapılmayan şeylerin toplamıdır, bundan ötürü de hem politik hem de toplumsaldır.

Bu anlamda doğa insana hiçbir şekilde bir “afet” durumu vermez. Doğal alanda olup biten şeyler böyle işlemezler; ondan hareketle afet insanların yaptıkları veya yapmadıklarının bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Bu, bilimin yöntemi ve dili ile, kadercilik arasındaki temel farktır aynı zamanda. Eğer depremin sonucundaki afet durumu, bir kader olsaydı, deprem örneğin çok aktif bir deprem bölgesi olan Japonya’da da yıkıcı olurdu. Neden orada deprem bir “afet” olmuyor sorusunu herkes kendine ve yönetme yetkisine sahip olanlara sormalıdır.

Toplumsal düzlemde ise, yönetme yetkisini taşıyanlar, en çok “geçmiş olsun” mesajı paylaşanlar da aynı zamanda. Burada bir mantıksal hata vardır. Elbette “geçmiş olsun” denmelidir, ne sakıncası olabilir ki bunun? Fakat bilimsel verilerinde ışığında, adeta toplumsal bir seferberlik ilan edilmesi gerekirken, iyi niyet temennisi bu konuda tam olarak ne işe yarayacaktır? Maddi sorunları, iyi niyet temennisi ile çözmek mümkün müdür? Sözgelimi bir hekim, bir hastalığı iyi niyet dilekleriyle iyileştirebilir mi? Deprem konusu özünde bundan farklı bir sorun değildir. Hangi soruna çözüm olabilecektir kuru bir iyi niyet temennisi? Ortada somut hiçbir girişim yokken, tam olarak neye geçmiş olsun?

Karar alıcı durumunda olanlar görev, sorumluluk, yapılması gerekenlerden bahsetmeli, eleştirel ve bilimsel verilere yaslanmalıdır. Toplumsal hayatın karmaşıklığı iyi niyetle değil, bilimsel verilerle tasarlanmış modellerle çözülebilir. Yapı izinleri, kentin deprem acil durumu programı, yapıların dayanıklılık durumları, kaçak yapılar vb. sorunlar kocaman haliyle dururken, temenni, karşı karşıya olunan duruma göre çok tuhaf kaçmaktadır. Duygusal niyetler değil, somut adımlar gerekmektedir, acil olarak. (Bilim platformu bu doğrultuda Evrim Ağacı’nın Deprem videosu oldukça önemli bilgiler içermektedir: https://www.youtube.com/watch?v=vyNa1B76OPs )

Bilim, toplumsal hayat ve eleştirellik arasındaki ilişki insan hayatı üzerinde belirleyici etkilere bu yukarıdaki anlamlarda sahiptir. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, bilimin verilerinden güç alarak, iklim krizi karşısında sokaklarda son zamanlarda. Temel sloganlardan biri de, bu yazı bağlamında anlamını buluyor: Bilimin arkasında birleş!

Bu iklim krizinden olası depreme kadar, pek çok alanda yeniden hatırlamamız gereken temel bir ilke gibi görünmektedir. Zira aksi durumda, hem parçası olduğumuz doğa hem de onun üzerindeki bütün bir canlılık için pek iç açıcı bir tablo görünmemektedir. Gerçekçi olmak, bilimin bir ilk adım ilkesidir de nitekim.

Yorum yapın

Bu bölümde sadece okuduğunuz yazı ile ilgili yorumlarınızı iletin.