Özgün Felsefi Psikiyatrik Aforizmalar

Üstün zenginler ve zengin üstünler!

Türkiye’nin belki de en zengin gençlerindendi. Henüz yirmi beş yaşında… Babası bir nedenle işleri gencecik zamanda ona terk etti… Anneleri o daha ortaokulda okurken vefat etti. O sıralar, babası vasıtasıyla, benden psikiyatrik destek aldığı olmuştu. Sadece destek… Herhangi bir hastalığı yoktu.

İtaatin de bir sınırı vardır!

İnsan genç yaşta babasına çok muhtaçtır. Arkada dağ gibi bir baba gerçek bir ihtiyaçtır. Babasını kaybedenler bu gerçeği tez fark eder.

Önyargılarla başa çıkmak! Ama nasıl?

Bundan çok önceydi. Yakın bir Türk dostumla önyargılarımız gözden geçirmeye karar vermiştik. Her ikimiz de konuyla ilgili anılarımızı paylaşacaktık. Her ikimiz de o konuda ıstırap derecesinde acı hissetmekte ve çözüm aramaktaydık.

Barış adında bir çocuk!

Her psikiyatristin günlük deneyimidir, aile içi geçimsizlikler, ilişki sorunları… Ne yazık ki hal bazen o noktaya dayanmakta ki kadın erkeği aldatmakta, erkek de kadını. Alabildiğine mutsuz çiftler doktor doktor dolaşmakta. Ve bazı hekimler kendini ilişki uzmanı olarak tanıtmakta. Başka şeylerle uğraşmamakta, ekmeğini o alanda kazanmakta… Yani müşteri bulmakta hiç sıkıntı yaşamamakta.

“Dil ruhu etkiler mi?” meselesi

“Dil ruhu etkiler mi?” meselesi… Duyguların ve düşüncelerin dile gelmesi ne de önemlidir! Aklınıza gelmeyen ya da dilinizin ucunda kalan şeyleri bilirsiniz. Hani, rahatsız eder ve işi gücü bırakıp hatırlamaya çalışırsınız ya… Kelimeler ve karşılığı olan objeler arasındaki dil-bilimsel ilişkiden fazla söz etmeyeceğim. Mesela, neden İtalyanların şöyle avurtlarını şişire şişire “Antonio!” dediklerini, buna karşın İngilizlerin gayet kibarca “Smith!” demekle yetindiklerini bu iki ülkenin coğrafi koşulları ile kelimelerin yapısı arasındaki bağlantıya falan da dalacak değilim… Ben özellikle bir psikiyatrist gözü ile konuyla ilgileneceğim.

Hayaller ve gerçekler

Hayaller ve gerçekler… Her şey çok basit bir gerçekle başlar. Sonra kocaman hayaller kurulur. Ve nihayet gerçeklere geri dönülür. Bir de bakılır ki hayaller gerçek olmuş! Ama ya olmamışsa? Ya hayal kırıklığı denir geçilir ya da hazmedilemez de hayal dünyasında kalınır. En kötüsü de gerçeklere kızıp, küsmek ve her iki dünyadan da nefret etmektir.

Trafik, şiddet ve ben

Trafik, şiddet ve ben… Geçenlerde İstanbul’da, Cendere caddesinde trafiğin yoğun olduğu bir saatte ilerliyordum. Arabada yalnızdım. Müzik açıktı. Her zamanki gibi bir günün yorgun bir akşamındaydım Düşüncelere dalmış giderken, arkamdaki arabanın canhıraş bir şekilde selektör yaptığını kornaya bastığını ve bunları sürekli tekrarladığını fark ettim. Nedenini anlamamıştım ve hiç bir zaman anlamayacaktım. Yol vermek istedim ama mümkün değildi. Trafik engelliyordu. Fakat araç sahibinin davranışı artık taciz derecesindeydi. Anlamıştım. Bela kapıyı çalmıştı. Her zamanki gibi “geliyorum!” demeden…

Suçluyu anlamak

Suçluyu anlamak… Peki suç nedir: “Suç, yanlış ya da zararlı olduğu için yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılan davranış. Hukuki anlamda suç, bir toplumdaki hukuki kurumlar tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış fiildir. Suçu gerçekleştiren kişiye suçlu denir.”

Genellemeler

Genellemeler… Kahrolası genellemeler. Tamamını cehennem ateşinde yakmak gerekir. Son zamanlarda düşünüyorum da herşeyi bir şeye bağlama tutkusu ruhlara musallat gerçek bir virüs.

Enayilik

Enayilik! “Ah ulan! Amma da enayi bir insanım!” dediğiniz hiç olmadı mı? “Çook!” dediğinizi duyar gibiyim.

Sağlık meselesi…

Sağlık meselesi… İlginç tartışmalara tanık olursunuz. “Para mı? Sağlık mı?” ya da “Makam mı? Sağlık mı?” gibi… Ama sağlığınızı kaybettiğiniz anda anlarsınız Hanya’yı, Konya’yı!

Kişilik bozukluğunun temeli nedir?

“Kişilik bozukluğunun temeli nedir?” derlerse, “Manipülasyon yapmalarıdır.” derim. Kısacası denklemleri insanlar üzerinden kurmak… Öyle bir insansanız, rakibinizi zaafa düşürür ve oyuncularınızın daha doğru ifadeyle adamlarınızın güçlü yönlerini pekiştirirsiniz, argo ifadeyle verirsiniz gazı, değil mi? Ne de güzel, ne de basit, ne de tatlı bir kurgu. Bu işin sonu, oyun çantada keklik enikonu. Gel gelelim “İnsanı ne kadar tanıyorsun?” demezler mi? Derler… Ya, adamların aslında seni talepleriyle ezmekteyse, ya zaaf içindeki rakipler birden bir araya geliverir ise? Ha, “İnsan nedir?” dediklerinde ne cevap verirsiniz oyun kurucu sizler? İngiltere’de ünlü bir üniversiteden mühendis diploması ile dönen bir “oyun kurucu” tanıdığım soruya şu cevabı vermişti muzaffer bir edayla; “İnsan mı? Basit! Bilinmeyen nesi kaldı ki?!” -“Yani!” dedim? “Yani” dedi. “Doktorluk da iş mi?”. “Allah düşürmesin” dedim içimden. Başka da bir şey söylemedim.