Özgün Felsefi Psikiyatrik Aforizmalar

Yaşlı adamın gözyaşları

Tanımaktan büyük gurur duyduğum, tanıdığım en yüce ruhlardandı. Bir makamı vardı. Şeyhti. Babası da öyleydi. Budapeşte’nin Gülbabası ve doğuda ve batıda daha nice Allah aşıkları neyse Elazığ’ın Sadi Abisi de oydu…

Kör inanç!

Yeni gelişmelere kulak vermek lazım. Bir bakmak lazım. Eski bildiklerimizi tümüyle yerle bir edecek olsalar da, şöyle bir cesaret dostlarla ve bilenlerle konuşmak, anlamaya çalışmak lazım. Ve tabi ki yenilik denilen şeylere de hemen öyle yapışmamak ve inanmadan önce anladığından emin olmak lazım.

Üstün zenginler ve zengin üstünler!

Türkiye’nin belki de en zengin gençlerindendi. Henüz yirmi beş yaşında… Babası bir nedenle işleri gencecik zamanda ona terk etti… Anneleri o daha ortaokulda okurken vefat etti. O sıralar, babası vasıtasıyla, benden psikiyatrik destek aldığı olmuştu. Sadece destek… Herhangi bir hastalığı yoktu.

İtaatin de bir sınırı vardır!

İnsan genç yaşta babasına çok muhtaçtır. Arkada dağ gibi bir baba gerçek bir ihtiyaçtır. Babasını kaybedenler bu gerçeği tez fark eder.

Önyargılarla başa çıkmak! Ama nasıl?

Bundan çok önceydi. Yakın bir Türk dostumla önyargılarımız gözden geçirmeye karar vermiştik. Her ikimiz de konuyla ilgili anılarımızı paylaşacaktık. Her ikimiz de o konuda ıstırap derecesinde acı hissetmekte ve çözüm aramaktaydık.

Barış adında bir çocuk!

Her psikiyatristin günlük deneyimidir, aile içi geçimsizlikler, ilişki sorunları… Ne yazık ki hal bazen o noktaya dayanmakta ki kadın erkeği aldatmakta, erkek de kadını. Alabildiğine mutsuz çiftler doktor doktor dolaşmakta. Ve bazı hekimler kendini ilişki uzmanı olarak tanıtmakta. Başka şeylerle uğraşmamakta, ekmeğini o alanda kazanmakta… Yani müşteri bulmakta hiç sıkıntı yaşamamakta.

“Dil ruhu etkiler mi?” meselesi

“Dil ruhu etkiler mi?” meselesi… Duyguların ve düşüncelerin dile gelmesi ne de önemlidir! Aklınıza gelmeyen ya da dilinizin ucunda kalan şeyleri bilirsiniz. Hani, rahatsız eder ve işi gücü bırakıp hatırlamaya çalışırsınız ya… Kelimeler ve karşılığı olan objeler arasındaki dil-bilimsel ilişkiden fazla söz etmeyeceğim. Mesela, neden İtalyanların şöyle avurtlarını şişire şişire “Antonio!” dediklerini, buna karşın İngilizlerin gayet kibarca “Smith!” demekle yetindiklerini bu iki ülkenin coğrafi koşulları ile kelimelerin yapısı arasındaki bağlantıya falan da dalacak değilim… Ben özellikle bir psikiyatrist gözü ile konuyla ilgileneceğim.

Hayaller ve gerçekler

Hayaller ve gerçekler… Her şey çok basit bir gerçekle başlar. Sonra kocaman hayaller kurulur. Ve nihayet gerçeklere geri dönülür. Bir de bakılır ki hayaller gerçek olmuş! Ama ya olmamışsa? Ya hayal kırıklığı denir geçilir ya da hazmedilemez de hayal dünyasında kalınır. En kötüsü de gerçeklere kızıp, küsmek ve her iki dünyadan da nefret etmektir.

Trafik, şiddet ve ben

Trafik, şiddet ve ben… Geçenlerde İstanbul’da, Cendere caddesinde trafiğin yoğun olduğu bir saatte ilerliyordum. Arabada yalnızdım. Müzik açıktı. Her zamanki gibi bir günün yorgun bir akşamındaydım Düşüncelere dalmış giderken, arkamdaki arabanın canhıraş bir şekilde selektör yaptığını kornaya bastığını ve bunları sürekli tekrarladığını fark ettim. Nedenini anlamamıştım ve hiç bir zaman anlamayacaktım. Yol vermek istedim ama mümkün değildi. Trafik engelliyordu. Fakat araç sahibinin davranışı artık taciz derecesindeydi. Anlamıştım. Bela kapıyı çalmıştı. Her zamanki gibi “geliyorum!” demeden…

Suçluyu anlamak

Suçluyu anlamak… Peki suç nedir: “Suç, yanlış ya da zararlı olduğu için yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılan davranış. Hukuki anlamda suç, bir toplumdaki hukuki kurumlar tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış fiildir. Suçu gerçekleştiren kişiye suçlu denir.”

Genellemeler

Genellemeler… Kahrolası genellemeler. Tamamını cehennem ateşinde yakmak gerekir. Son zamanlarda düşünüyorum da herşeyi bir şeye bağlama tutkusu ruhlara musallat gerçek bir virüs.

Enayilik

Enayilik! “Ah ulan! Amma da enayi bir insanım!” dediğiniz hiç olmadı mı? “Çook!” dediğinizi duyar gibiyim.